Güncel Yazılar

Koç İle Çalışıyorum

2002 Eylül ayı, 2001 yılının ekonomik krizi daha yeni yeni atlatıyoruz. Yine milyarlarca TL kaybetmiş ve yerlere serilmişiz. İstanbul’da Nazmi isimli gümrük komisyoncusu bir arkadaşım var, telefon ediyor ve  “Nadir abi, Perşembe günü bir arkadaşımla size gelebilir miyim?” diyor. O günlerde Bakanlık tüm üst yönetimi arkadaşım veya müfettişlikten dostum, tabi Aygün’de bu durumu biliyor. Cuma günü yanında genç bir adamla ofisime geldiler.

Korkma! Yaşam Güzel Şey

Güzel gözlerindeki ağır makyaj ile dikkat çekiyordu.Tesettürünün altında yaldızlı bir takke gözüküyor, örtüsü ile görkemli takkesi herkesin gözüne çarpıyordu. Hastanenin röntgen salonunda sıra beklerken; onun gözlerindeki korku ve endişeyi gördüm. Oysa giyinişiyle kendini sanki öte dünyaya hazırlıyor gibi gösteriyordu veya göstermeye çalışıyordu. Ama yaldızlı takkesi ile de bu dünyanın ihtişamını ve gösterisini de ihmal etmiyordu.  

Ben ilk görüşte onda, inandığı dinin gereklerini yerine getiriyor gibi bir şeyler hissetmiştim.

Üç Ceket

“Şehit İlker Korter” kaçıncı defadır bilinmez, yine Karaköy İskelesi’ne yavaşça yanaştı. Kalabalığın içinden itile kakıla iskeleye adımını attı. İskelenin çıkışında simitçi Yako’dan her gün olduğu gibi taze simidini paketletti ve ağır adımlarla Galata sokaklarına daldı. Şehir daha uyanmamıştı ama, saat:07:30 olmuş, dükkanlar ve sokaklar kalabalığı bekler gibiydi.  

Kim bilir kaç yıldır bu sokaklar, kimlerin adımlarıyla aşınmıştı?

Martıların Sesi

Büyük çoğunluk, “yenildim, başaramadım” diye başlarlar, üzülür, oysa ne yenen, ne yenilen vardır bu yaşam oyununda.  

Biz insanlar için yaşam, Doğa’nın sahneye koyduğu bir oyundur. Çoğu insan, hatta tamamı bu oyundaki rolünü bilmez, verilen rolün farkında olmaz ve kendisine söylenenleri ve kendisinin istediklerini veya kendisinden istenilenleri oynarlar. Bu nedenle çoğu zaman da başarısız olurlar, beceremezler rollerini ve görmezler kabahatlerini. Başarılı üç beş kişi dışında kalanların tamamı da hatalarını ya başka şartlara bağlarlar, ya da Tanrısını ve kaderini suçlarlar.

Üç Ceket

“Şehit İlker Korter” kaçıncı defadır bilinmez, yine Karaköy İskelesi’ne yavaşça yanaştı. Kalabalığın içinden itile kakıla iskeleye adımını attı. İskelenin çıkışında simitçi Yako’dan her gün olduğu gibi taze simidini paketletti ve ağır adımlarla Galata sokaklarına daldı. Şehir daha uyanmamıştı ama, saat:07:30 olmuş, dükkanlar ve sokaklar kalabalığı bekler gibiydi.  

Kim bilir kaç yıldır bu sokaklar, kimlerin adımlarıyla aşınmıştı?

Beyefendiiii !

Vedat Bey; yıllarca yalnızca pencereden selamlaşarak komşuluk yaptığımız halde geçen yılların ardından son 3-4 yıl artık kahve komşum olmuştu. Kendi anlatışıyla T.B.M.M. diş polikliniğinden emekli olmuş, yazları Fethiye, kışları Ankara’da, sevgili eşi Günseli Hanımla sakin bir yaşam sürdürmeye başlamıştı. Baharda, çalışanım Recep’in arabalarına indirdiği bavullarıyla, Fethiye’ye göçer, giderken çiçeklerini sıkı sıkıya bizlere emanet ederdi. Bu çiçekler bizim dostluğumuzu başlattı. Fethiye dönüşü bakımlı çiçekler geri verilir, bizler için getirilen kilolarca limon teslim alınırdı.

Lufthansa

Yeterlilik sınavını başarı ile geçerek daha yeni, taze Gümrük ve Tekel Müfettişi olmuşum. Teftiş heyetinin tüm müfettişleri İstanbul’da, benim Ankara’da ve Ankara’nın doğusunda iş çıkarmam nedeniyle veya üstadların beni gözetmelerinden kaynaklı 1977 Ekim’inde Ankara’da ikamete başladım. Eşim Ankara’da çalışıyor diye ev tuttum. Tren istasyonundaki giriş gümrük müdürlüğünün üst katındaki müfettişlik misafirhanesinin bir odasında Ertuğrul Konukman’la birlikte oturuyoruz. Burası aslında Ankara’ya gelen müfettişlerin çalışma odası.

Deniz

Uzaktan görünüşüyle sakin ve durgun olan deniz, beni kendine çekiyor, sanki bana yakın olmamı istiyor, gibi. Öyle güzel ki, öyle çekici ki, dayanılmaz. Utanmasam koşacağım, kendimi kucağına atacağım. Ama biliyorum ki, daima ona yavaş yavaş yaklaşılmalı, sahilde kumlar üzerinde bir süre onun sizi tanımasını sağlamalı. Sahilde onu seyrederken, küçük küçük dalgalarla  o sana dokunmak istediğinde, ona izin vermeli.

Serbest Bölge Kuruluyor

1985 yılı, Turgut Özal dönemi, Gümrük Maliye ile birleştirilmiş, adı Maliye ve Gümrük Bakanlığı olmuş. Rahmetli Vural Arıkan’da bakanımız olmuş, Doğan Ak’in Müsteşar yardımcımız. Vural bey ile Mülkiye’den sınıf arkadaşları, beni de Gümrükler Genel Müdürlüğü’ne Genel Müdür Yardımcısı olarak görevlendirmişlerdi. Maliyeciler, Gümrük idaresine gelir kapısı gibi bakıyor. Bu düşünceyle yeni kurulan Ekonomi Bakanlığı’nca dahilde işleme rejiminin ekonomik etkisini düşünmeden, ihracatı arttırmak amaçlı bu yetkinin Gümrük ve Tekel Bakanlığı’ndan alınınca; Maliye Bakanlığı da Gümrük Bakanlığı’ndan Tasfiye Genel Müdürlüğü’nü, gümrük depolarında bekleyen gümrüklü eşyanın satışı ile gelir elde etmek amacıyla ayırdı, Maliye’ye bağladı.

Konya’da Ramazan

1971 yılı ben Mülkiye’ye başlamış ve üniversite hayatıyla aklımca özgür olmuştum. Tabi,  bir şeyler yaparak bunu ispatlamaya ve bazılarından da farklı olmaya da çalışıyordum. Çünkü artık Mülkiye şebekem (öğrenci kimliği) vardı, sinema, otobüs, tiyatro çok indirimli idi. Lise arkadaşlarımdan daha kopamamış, Mülkiyeli yeni arkadaşlarımla da henüz yakınlaşamamıştım. Liseden çok sevdiğin Altan Şenvar isminde bir arkadaşım Emek Mahallesi’nde Yeşiltepe bloklarında bize yakın oturduğundan onunla daha samimi idim ve sık sık görüşüyorduk, arkadaşlığımız kopmamıştı.  Altan’ın annesi ve babası profesördü, abisi de Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde okuyordu.

Dereköy

Gümrük Teftiş Kurulu’nda o yıllar (1978 olmalı) başkan ile iyi geçinmeyenleri, el değmemiş, insan geçmez yerlere teftişe gönderiyorlardı. Tabi ben de soluğu Dereköy’de almıştım. 1977 önceki yıl da Van, Başkale, Özalp, Muradiye dolaşmıştım. Herhalde bu kez batı olsun dediler. Kırklareli’ne nasıl geldim?

Eski Otobüs

Müfettişim, ANAP dönemi, her gün Resmi Gazete odalara bırakılıyor, kimi haftada bir, kimi boş vakti olduğunda , kimi de benim gibi günlük Resmi Gazeteyi okuyor, ancak benim ki biraz farklı, her gün gazetede, acele bir tebliğ, acele ve üstü kapalı bir yönetmelik değişikliği veya birilerine düzenlenmiş bir uygulama görmek mümkün olduğundan, ben yolsuzluk ve usülsüzlüğü takip ediyorum. Hikmet dayımın otobüsü var. O zamanlar 1984 mü? 1985 mi? Bilemiyorum.

Kıbrıs Barış Harekatı

Mülkiye’ye, yani Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne 1971 yılında girmiş ve lise sonrasında kendimi büyük bir özgürlük içinde bulmuştum. Tabi, yeni düşünceler ve yeni düşünme yöntemleri ile başka bir dünyada yaşamaya başlamıştım. Rahmetli babamın büyük anlayış ve hoşgörüsü ile o dönemde topluma isyankâr olan herkes gibi, ben de saç sakal karışık, gezip tozup, yiyip içiyordum. 1972 ve 1973 yaz aylarında temin ettiğim tahta kazıkları olan, tahta orta direkli. Dört kişilik çadırımla, İzmir’den otostopla başlayıp, Marmaris ve Bodrum’a iniyor ve kendi başıma gittiğim ilk tatilim Marmaris sonra da Bodrum oluyordu.

Karanlık – 1

KARANLIĞA ÖVGÜ – BÖLÜM I
Gözlerimin, gözbağı ile bağlı oluşu; beni görenlere, gözlerimin kapalı olduğu veya karanlıkta olduğum izlenimini veriyordu. Evet, görmüyordum, ama karanlıkta değildim, ben karanlıkta olmadığım gibi, görmeyen de değildim. Yalnızca göremeyendim, çünkü gözüm bağlanmadan önce herkes gibi, aydınlığı ve karanlığı farkedebiliyordum. Zaten tüm gördüklerim, ışığın karanlıkta yarattığı bir gölge oyunu olduğunu biliyordum. Her şey karanlık içinde idi, ışık bile…