Korkma! Yaşam Güzel Şey

Baskı Daha

Güzel gözlerindeki ağır makyaj ile dikkat çekiyordu.Tesettürünün altında yaldızlı bir takke gözüküyor, örtüsü ile görkemli takkesi herkesin gözüne çarpıyordu. Hastanenin röntgen salonunda sıra beklerken; onun gözlerindeki korku ve endişeyi gördüm. Oysa giyinişiyle kendini sanki öte dünyaya hazırlıyor gibi gösteriyordu veya göstermeye çalışıyordu. Ama yaldızlı takkesi ile de bu dünyanın ihtişamını ve gösterisini de ihmal etmiyordu.

 

Ben ilk görüşte onda, inandığı dinin gereklerini yerine getiriyor gibi bir şeyler hissetmiştim. Cennetin kapısını merak eden, içerideki sonsuz yaşama heves eden bir genç kızı görüyor gibiydim. Oysa, sevgili annesi onun güzel gözlerine makyaj yapmasını istemiş, onun güzelliğiyle hep övünüyor olmuştu. Ama bir yandan da korkuyla onu örtüyordu ve ona gelecekler vaat ederek, kandırmaya çalışıyor, hatta öte dünyanın tatlı ve keyifli yaşamına onu inandırmaya gayret ediyordu.

 

Hem makyaj yapmış, hem de üstünü sıkıca örtmüştü. Güzelliğini iyice belirginleştirirken; bir yandan da güzelliklerini bezlerin altına saklıyordu, şaşkındı, kararsızdı, korkuyordu. Cennetin bilmediği güzellikleri için bildiği, gördüğü güzelliklerden vazgeçiyordu, bilmediğine heves ediyordu, aslında bilinmeyenlerden korkuyordu, çünkü  ona korkmasını öğretmişlerdi, ona hep cehennemi anlatmışlardı. Nasıl korkmasın? Korku, güzellikten ve sevmekten daha etkili değil miydi? Gözlerini ve vücudunu seviyordu, biliyordu ve güzeldi! Ya cehennem! Bilinmezliği altında olmadık sevimsizliği ve güçlüğünü düşününce yapacaktı?

 

Korkuyordu, yaşamı sona ererse gideceği yerden, bu nedenle vazgeçiyordu her şeyden.

 

Ama arkadaşları, ama annesi; “güzel kızım, güzel gözlüm” diyordu. O da, kimse olmadığında evde, gizlice seyrettiği vücudunu izlerdi, ne güzel bahçelerin olduğu cennet, ne de kaynar kazanların olduğu cehennem kendini seyrederken  aklına geliyordu. Onlara razı değildi.

 

Başı önde sırasını bekliyordu. Hastanenin röntgen salonunda, irkildi birden hemşirenin sesiyle “Hatice Çelik 1 numaralı odaya!” Telaşla, panikle kalktı ayağa hızla gözden kayboldu. 5-10 dakikaya döndü yerine. Ben sıramı, o da röntgen filmini beklemeye başladı.

 

Ona belli etmeden bıyık altından tebessüm ettim, onun düşündüklerini biliyordum. Ölmek istemiyordu, ne güzel olan cennete, ne de korkunç cehenneme gitmek istiyordu. Ona böyle yaparsa cennetin kapısı açık demişlerdi, ama o aralık kapının önüne bile gitmek istemiyordu. Öksürüğü peş peşe devam etti, eli ağzını kapatıyor,  çantasını göğsüne bastırıyordu, ölmek istemiyordu, yaşamalıydı.

 

Ben gizlice kulağına eğildim, beni görmedi “Hatice sen cennete layıksın, sonsuz yaşam seni bekliyor” dedim. Başını kaldırdı, sesin geldiği yöne. Suratı değişmişti. Yalvarır gözlerle etrafına baktı, kimse yoktu, beni de göremedi.

 

Ne uzun zamandı, bu teknisyenin filmi hazırlaması. Örtüsünü atmak ister gibi elini uzattı başına, elleri başında kaldı, tesettür örtüsünün altında. Kimseye belli etmemek için isyanını, yavaşça düzeltti takkesini.

 

Böyle olamazdı yaşam, yaşam sonrası için yaşanılamazdı.

 

Hayat güzel idi. Dudakları, gözleri gerçekten güzel idi. Güzelliği boşa gidiyordu. Bu düşünceleri doğru mu idi? Hayır, hayır böyle dememişti. O da boşa harcamayacaktı yaşamını, güzel gözlerine aşık, onu okşamaya doyamayan bir kocası olacaktı yarın. Kocası, çocukları, evi onun yaşamını dolduracaktı, öte dünyaya gitmeden önce. İstemiyordu ne cenneti, ne cehennemi. Cennet bahçelerinde gezinmek istemiyordu. Ölmek istemiyordu. Yaşamı istiyordu, cennet Cebrail’i değil, bu dünyada onu sevecek bir koca istiyordu. Ona vaat edilen cennetin genç, güçlü delikanlıları gözünde değildi.

 

Hastane salonu sanki onun isyan yeri idi, isyanda idi. Neden gelmişti hastaneye, her şey tamamdı. Tesettürü, namusu, aralık duran cennetin kapısı garanti iken, neden hastaneye gelmişti. Ayağı kalktı gider gibi salonun sonuna geldi. Ben öyle sanmıştım. Döndü geriye, bir ileri bir geriye. “Hatice Çelik” sesiyle masaya yaklaştı. Filmi aldı yavaşça “bir şey var mı?” gibilerden sorar gibi yaptı. Memur anlamıştı hemen “doktorunuz anlatır” diye cevap verdi.

 

Güzel gözlerini kapattı. “Lanet olsun cennetine de” der gibi başını eğdi. Korkusu yaşamı sona ererse idi. Yaşam çok güzel idi. Her şeye rağmen gördüğü yeryüzü ve yaşamı daha güzel, bildiği daha doğru idi. Hakikat olan kendisi ve onun yaşamıydı. Yaşam güzeldi.

 

Bir söz duysa “iyisin” deseler, kaldığı yerden devam edecekti yaşamına. Anlarmış gibi filmi ışığa tuttu. Her şeyi görüyordu. Doktorun bakmasına gerek yoktu, orada ne kutsal tesettürü, ne cennetin güzelliği görünüyordu, daha dikkatli baktı. Yaptıklarının da, röntgen filmi gibi boş olduğunu gördü.

 

Yaşam ve yaşamak her şeyden daha değerli idi. Yaşamak her şeydi. Göstermediği güzel vücudu ve saçları gibi, filmde de bir şey görünmüyordu, ancak çok iyi görünüyordu ki, yaşam güzel şeydi.

 

Nadir Elibol

Ankara, 09.02.2005

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.