Serbest Bölge Kuruluyor

Baskı Daha

1985 yılı, Turgut Özal dönemi, Gümrük Maliye ile birleştirilmiş, adı Maliye ve Gümrük Bakanlığı olmuş. Rahmetli Vural Arıkan’da bakanımız olmuş, Doğan Ak’in Müsteşar yardımcımız. Vural bey ile Mülkiye’den sınıf arkadaşları, beni de Gümrükler Genel Müdürlüğü’ne Genel Müdür Yardımcısı olarak görevlendirmişlerdi.

Maliyeciler, Gümrük idaresine gelir kapısı gibi bakıyor. Bu düşünceyle yeni kurulan Ekonomi Bakanlığı’nca dahilde işleme rejiminin ekonomik etkisini düşünmeden, ihracatı arttırmak amaçlı bu yetkinin Gümrük ve Tekel Bakanlığı’ndan alınınca; Maliye Bakanlığı da Gümrük Bakanlığı’ndan Tasfiye Genel Müdürlüğü’nü, gümrük depolarında bekleyen gümrüklü eşyanın satışı ile gelir elde etmek amacıyla ayırdı, Maliye’ye bağladı. O zamanlar herkesin gözü gümrükte idi. Dün ekonomik bağımsızlık için koruyucu önlemlerle üretici veya sanayiciyi korumaya yönelik oluşturulan, hatta büyümeye hız vermeye yönelik çabalar içinde olan cılız Türk sanayini tekelci devlet kuruluşlarıyla desteklemek amaçlı kurulan gümrük idaresi, etkisiz kılınıyor elinden oyuncakları alınan çocuk durumuna dönüştürüldü.

1615 sayılı bir Gümrük Kanunu’nda tasfiye işlemleri henüz tüzüğü çıkarılmadığı için uygulanamıyordu. Serbest bölgeler, fuar ve sergi rejimleri de yasada bulunduğu halde, mevzuatı hazırlanmadığı için ve yıllardır tüzük ve yönetmeliği bekletildiğinden uygulanamıyordu.

Gümrükler Genel Müdürlüğü de en genç ve en tecrübesiz yardımcı da ben olduğum için (hem de Bakanın bu görevlendirmesinden çalışan genel müdür yardımcıları, daire başkanları, şube müdürleri pek memnun olmadığından) bana yalnızca antrepolar, free shoplar ve olmayan serbest bölgeler kontrolü Ekonomi Bakanlığı devredilen dahilde işleme rejimlerini bağladılar.

Genel Müdür Ertan Cireli, bir gün beni çağırarak, Serbest Bölgeler Kanunu çalışmasında Bakanlığı temsilen Başbakanlıkta öğleden sonra üst komisyonda görevlendirildiğimi bildirdi. Sabahtan rutin yazıları imzalıyor, öğlen yemekten sonra, Milli Müdafaa Caddesi ve Kumrular Sokağın kesiştiği yerdeki eski planlama iken Başbakanlık olan binada (bugün de eski Kalkınma Bakanlığı olan) toplanmaya başladık.

Ben 31 yaşında çok genç yönetici durumundayım. Komisyonda İç İşleri Bakanlığı’ndan Mahalli İdareler Genel Müdürü 55-60 yaşlarında Mülkiyeli bir abimiz var. (Bazen Emniyet Genel Müdürlüğü’nden bir polis müfettişi onun yerine katılıyor) Maliye’den Gelirler Müdür yardımcısı (bazen de daire başkanı katılıyor) Ulaştırma Bakanlığı’ndan bir genel müdür ve Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’ndan bir görevli bulunuyordu. Her gün 13:30 en geç 14:00’de toplanıyor, Bakanlıkta acele bir iş çıkmadığı takdirde 18:00-19:00 kadar çalışılıyordu.

Komisyonda herkes ağzıma bakıyor. Çünkü İç işleri, Maliye, Sanayi, Ticaret serbest bölgenin idari ve mali işleyişini konuşurken, bölge de yaratılacak ticari ve ekonomik özellikli düzenlemeleri yalnızca ben dile getiriyordum. Gencim ve henüz komisyon nedir, kurul murul nasıl çalışır bilmediğim için daima “öyle olmaz”, “böyle yapılmaz”, “bu kanuna aykırı” vs. hep benden farklı görüş çıkıyordu.

Aylar sürdü, tartışmalar diğer Bakanlık görevlilerince Devletin mali beklentisi ve güvenliği üzerine odaklanırken; ben ise Pire, Rotterdam ve Singapur örnekleri ile burada ülkenin ticaretinin serbestçe gelişmesini dile getiriyordum. Anlattım, anlattım Maliye’yi “bölgedeki faaliyetler vergilendirilmesin” görüşüne razı ettik, bölgede ticaret vergilendirilmesin dedik. İç işleri içeride karakol kurulsun, emniyet teşkilatı yerleşsin diye tutturdu. Çözümü kara kapısında gümrük ve polisi barındıralım şekline soktuk. Bölgede olay olduğunda içeri girilsin, gümrükte Türkiye’ye giriş ve çıkışta etkin olsun dedik anlaştık. Alt komisyon mevcut yönetmelik değişiklikleri veya yeni yönetmeliklere yoğunlaştı.

Sanırım 4 ncü ay sonu gibi 54 veya 56 maddelik, Avrupa’daki benzerlerine uygun Serbest Bölge Kanunu’nu Mersin için hazırladık.

Mülkiyeli abimiz (İç işleri) heyete de başkanlık ediyor, beni de önemsiyor, bana ve herkese şaka da yapabiliyor, her konuşmam sonrasında “yine mi itirazın var?” diyor, gülüşüyoruz.

Heyet dağıldı, artık telefonlaşıyoruz. Bir gün Devlet Bakanlığı’ndan aradılar. Ahmet Karaveli  Bakan, heyeti topladı. “Beyler hepinize teşekkürler, çok iyi bir çalışma olmuş” dedikten sonra, “çok önemli bir konuya dikkat etmediğinizi gördüm, atlamışsınız, bölgede olması gerekirken, otel, lokanta, kafe varken çalışanların ibadeti için camiye yer vermemişsiniz” sözlerini ekledi.

Herkes şaşırdı, cevap veremedi, cami ile serbest bölge ilgisini kuramadık. Bakan, kaleye gol atmış futbolcu gibi, hafifçe dikleşti. Bir süre sessizlik oldu. Herkes kendini golü yiyen kaleci gibi hissetti. Şöyle bir göz gezdirdim. “Sayın Bakanım, çok teşekkür ediyorum, çok büyük eksiklik olmuş, sosyal hayata daha çok yer ayırmamız gerekirdi” dedim. Bakan haklı bulunduğunu görünce, koltuğa yaslandı ve bizleri sıradan süzdü, sanki “ulan bir iş yapıyorsunuz, ama eksik yapıyorsunuz” der gibi idi. Ancak ayakta bizleri izleyen kendi bürokratlarına da, Turgut Özal’a bu cami, ibadethane ile ilgili mesajın iletilmesini istiyor gibi bir bakış attı.

“Evet, çok doğru, hemen bu eksikliği siz burada iken giderelim. Serbest bölgeye yalnızca Müslümanlar gelmeyecek ki, Yahudilere havra’sı, Hıristiyanlara chapel’i ve Müslümanlara da mescidini bir arada düzenleyelim. Mabedi üçe bölerek, üç kapılı bir ibadethane yapalım. Hem bu durum bölgenin ve ülkenin itibarını arttırır ve görünümünü güzelleştirir” dedim.

Bakan Ahmet Karaveli cümlenin hepsini dinlemeden mesajı almıştı, ona, “Siyaset yapmayı bırak yalnızca Müslümanı değil, samimi isen, diğer inananların ibadetini de dikkate al” demek istemiştim. Cevap vermeden ayağa kalktı. Kapıya yöneldi, erkanı da onun ardından salonu terk etti.

Komisyon baş başa kaldık. Mülkiyeli Mahalli İdareler Genel Müdürü ilk gülen oldu, hepimiz gülüyorduk. Bana döndü, ayağa kalktı. “Gel ulan seni bir öpeyim” dedi. Mülkiyeli abim ya, kalktım, öpüştük, diğerleriyle tebrikleştik, dağıldık.

Kanunun meclisten geçmesini bekliyoruz ve izliyoruz. Basına intikal eden maddeleri, madde değişikliklerini, ilave edilen maddeleri izliyoruz. Yasalaşma biraz tuhaf gelişiyor. Plan, bütçe komisyonundan yasa geçti denildi, artık merak etmiyoruz, işlem tamamlanmıştı. Hatta telefonlarımızda komisyon üyeleri birbirimize “hayırlı olsun” falan dedik.

Bir gün odamda masanın üzerine konulmuş Resmi Gazeteleri gördüm. Arka sayfaya kolay olsun diye o zamanlar içindekiler başlık olarak konulurdu. Baktım Serbest Bölge Kanunu çıkmış, hemen karıştırmaya başladım. Aaa! 21 mi, 24 mü, madde sayısı var. Herhalde bazı maddeleri birleştirmişler dedim. Dikkatli okumaya başladım. Bizlerin hazırladığı kanun taslağından çok değişik idi, teknik olarak ta  çok farklı idi.

Kim, nasıl yaptı? Neden değişti diye merak ettim. Birkaç farklı partide Mülkiyeli arkadaşlarım var sordum ve “Temel Mühendislik” adı altında bir firmaya Serbest Bölge Kanunu hazırlattırılmış ve kanun haline getirilmiş, şaşkınım.

Siyasilerin hazırlattıkları yasa taslaklarının veya bürokratlarına gizlice verdikleri talimatlarla hazırlanan metinlerin nasıl uygulandığını, yönetici, teknokrat, bürokrat, komisyon veya diğerlerinin hiçbir öneminin olmadığını, rant ve siyasi çıkarın, ekonomik çıkarla birleştiğinde ülkenin ve ekonominin yararının kolayca terk edilebildiğini öğrendim.

Ben kaybetsem de, asla pes etmem, öğrenirim, yenilgiyi tecrübe sayarım.

1985 sonunda İngiltere’ye geçici görevle gönderildiğimde “Island of man” adlı bir ada olduğunu öğrendim. Amerikan’ın adası, ancak valisini kraliçe tayin ediyor. Burası müşterek ekonomik bölge, bisiklet ve motosiklet üretilen bir serbest bölge, buranın mevzuatını topladım. İngilizcem teknik düzeyde değil, yardım aldım ve bu serbest bölgenin nasıl çalıştığını, hatırladığım kadarı ile 1986 yılı sonuna doğru 11 sayfada Bakanlığa raporladım ve Kuzey Kıbrıs’ında Türk ekonomisi için serbest bölge ilan edilerek, Mersin ile birlikte çalışarak, her iki ülkeye daha yararlı bir bölge oluşturulmasını önerdim.

Bir gün televizyonlarda Turgut Özal konuşuyor ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin parlementosunda, Aaa! Kıbrıs’a serbest bölge olmayı öneriyor. Heyecan yaptım, sevinir gibi oldum. Ancak Kıbrıs parlementosu, gürültü, masa kapaklarına vurma ve yuhalama ile Turgut Özal’ı konuşturmadı. Türk heyeti parlementoyu terk etti.

Ben de televizyonun önünde birkaç sene önce serbest bölgeler hayalim gerçekleşecek derken ve acemice sevinirken; böyle olmadığını görmem ve hayal kırıklığına uğramam gibi Turgut Özal’ın benzer halini görünce tebessüm ettim. Mersin’de ülkeyi değil, birilerini gözeterek Serbest Bölge Kanunu’nda değişikliklerle biz teknokratların uğradığı hayal kırıklığının aynısını, Turgut Özal’da seyrettim…

 

Nadir Elibol

Ankara- 13.11.2020

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.