Koç İle Çalışıyorum

Baskı Daha

2002 Eylül ayı, 2001 yılının ekonomik krizi daha yeni yeni atlatıyoruz. Yine milyarlarca TL kaybetmiş ve yerlere serilmişiz.

İstanbul’da Nazmi isimli gümrük komisyoncusu bir arkadaşım var, telefon ediyor ve  “Nadir abi, Perşembe günü bir arkadaşımla size gelebilir miyim?” diyor. O günlerde Bakanlık tüm üst yönetimi arkadaşım veya müfettişlikten dostum, tabi Aygün’de bu durumu biliyor.

Cuma günü yanında genç bir adamla ofisime geldiler. Genç kişi şık giyimli, düzgün bir adama benziyor, buyur ediyorum. Masamdan kalkıp yanlarına oturuyorum. Genç adam biraz çekingen, beni nasıl anlattılar ise sözlerini seçerek konuşuyor; “Ben KOÇ Grubunda Beldeyama’nın Müdürü Mehmet.” Yurtdışı eğitimli olduğu, kurduğu cümlelerinden hemen anlaşılıyor. “Bir taşıt getirdik, gümrük tarife pozisyonu henüz yok, bu eşyanın tarifesini belirleyerek ithalatını sağlar mısınız?” dedi.

“Nasıl ya! Eşyanın gümrük tarifesi yok” öyle mi diye içimden geçiriyorum. Kolay bir iş ama neden bana geliyorlar diye düşünüyorum. Başka bir tarifesi var, vergisi yüksek, onun için başka bir tarifeye sokmak istiyorlar herhalde diye içimden geçiriyorum. Bir yandan da koca KOÇ Holding dandik iş yapmaz diyorum içimden.

“Bu eşya çok mu acaba? Dünya Gümrük Örgütü’nün mutlaka bir kararı vardır” diyorum. “Hayır yok! Araştırdık, bu eşyanın Brüksel’den gümrük tarifesi çıkacak ve Bakanlık Türk gümrük tarifesine bunu alacak, bunu siz yapabilir misiniz?” dedi.

Hiç bildiğim veya yaşadığım bir olay değil. Üç lira desem saçma olabilir, belki on üç belki de yüzüç liralık bir iştir. “Eşyanın bir resmi, fotoğrafı kataloğu var mı?” dediğimde, dört tekeri olan, motorsiklete benzer bir binek aracın resmini gösterdiler. “Bunun teknik özelliklerini göreyim” dediğimde, kataloğunu verdiler.

Sessizce bakınca, “Nadir bey, bu araç direksiyon düzeni yerine bidon olan, motorsiklet gibi, ayrıca elle kontrol edilen fren ve gazı olan, ama aktarma parçaları otomobil olan bir taşıt” dedi.

Anladım ki; Tarifede ihtilaf var, tarifesi ne motorsiklet, ne otomobil.

“Ben ne yapayım” dedim gülerek. Koç grubuna yakışır bir açıklıkla “Biz de yardımcı olacağız, siz Bakanlıkta yazışmalarımıza yardımcı olup takip edeceksiniz” dediler.

“Konuşmam ve sormam lazım” diyerek kestirip attım. “Size yarın cevap vereceğim” dedim. “O halde biz bugün Ankara’da kalalım, yarın görüşürüz” dediklerinde, bu işin büyüklüğünü ve ciddiyetini anlamıştım.

Beldeyama, Yamaha motorsikletleri yapıyor, ithal ediyor. Demek ki Yamaha’nın bu taşıtlarını da önce getirecek sonra da üretecek diye düşünüyorum.

Kendilerini uğurladım. Yarın için Gümrükler Genel Müdürü ve yardımcısından randevular aldım.

Gece Nazmi aradı. “Nadir abi bu iş çok önemli, lütfen basite alma ve ilgilen, hem bu işin arkası gelir, biz de gümrüklemesini yaparız vs. vs.” anlattı.

Sabah elimde katalogla doğru Bakanlıktayım. Tarife şubesi müdürü, taşıtlara bakan uzman çağrıldı. İngilizce, Fransızca metinden eşyanın gideceği tarifeyi bulamadılar. “Bu taşıt ne motorsiklet, ne de binek araba” ve “Üstad, bu bizim çözeceğimiz bir iş değil. Dış İlişkiler Daire Başkanlığı’nın konusu, onlar Dünya Gümrük Örgütü’ne sorsunlar” dediler. Oraya gittik, “soralım üstad” denildi.

İş hallonulacak gibi, gevrek bir gülüşle ofisime geldim. Mehmet bey ve Nazmi ile telefonlaşma. Ofisteler, gelişmeleri anlattım, çok uğraşacağımız söyledim. “Biliyoruz” dediler. Ne ücret isteyeceğimi kestiremiyorum. Çok söyleyerek işi kaçırmak istemiyorum, az bir ücret isteyerek komik duruma düşmekte istemiyorum.

“Ben ücretimi şimdi tahmin edemiyorum, olaylar nasıl gelişecek, ne gibi masraflar çıkacak bilmiyorum” dediğimde, imdadıma Mehmet bey yetişti. Danışmanlık ücretimize “Size fatura karşılığında ödeme yaparız, sonra gelişmeleri ücretlendiririz” dediğinde, rahatladım. Ancak bu dönemde Kayseri’ye gidip geliyorum, çok paraya ihtiyacım var, daha doğrusu parasızım. “Nadir bey, size 10.000.000 TL yarın gönderelim, fatura edersiniz” dediğinde aklım çıktı. Suratımı değiştirmedim, sevincim içimde kaldı. Mehmet bey harcamadan kaçınmayın, ne gerekirse yapın” dediğinde, işin önemini anladım. O zamanlar 5-6.000.-$ karşılığı gibi bir para göndermişlerdi.

Hafta başı para gönderildi. Mehmet beyi aradım. Çok normal ve olması gereken  bir ödeme gibi konuşuyordu.

Ancak Bakanlıkta işler öyle kolay olmadı. Bu eşyayı kimse tanımıyor ve tarifesini bulamıyordu. Brüksel’e yazıldı. Bu eşya için Brüksel’de iki-üç toplantı yapılmış, karar oluşturulamamış, durumu bilgilendiriyorum, hoşlarına gidiyor. Fransızca toplantı tutanağını gönderiyorum, adamalar para istiyorum zannediyor ve para gönderiyorlar. Brüksel, üretici ülke Japonya’ya, ithalat yapmış olan ABD, Almanya ve İtalya’ya yazıyor, görüşlerini istiyor. Yine iletiyorum ancak asla para istemiyorum. Artık sık sık telefonla konuştuğumuz Mehmet bey Ankara’ya geliyor, Dış İlişkiler Dairesi’ne bazen birlikte gidiyoruz. Yazışmalar, görüşmeler bazen Otokoç, bazen Otokar yöneticileri görüşmelere dahil oluyor. Sanki Koç’un çalışanı gibi olmuştum. Görüşmeler sonrasında şakalaşıyorduk.

Yaklaşık 3-5 ay geçmişti. Mehmet bey Ankara’ya gelecek iken; çocuğunun doğduğunu ve  gelemeyeceğini sekreteri söyleyince çok şık bir hediye yaptım, gönderdim. Hem para istemiyorum, hem hediye yapıyorum. Bu insani davranışımdan çok etkilendiler, artık arkadaş gibi olayları izliyor ve yorumluyorduk. Bazen de başka dış ticaret soruları oluyor, cevap veriyor ve yardımcı oluyordum.

Sonunda ATV denilen bugün her yerde gördüğümüz bu taşıtın Brüksel’de  Gümrük Tarife Pozisyonu belirlendi. Beklendiği gibi karar çıkacağı için 100’lerce Yamaha ATV, çeşitli boy, büyüklük ve güçte ülkeye getirildi. ATV’ler gümrükten çekildi. Bana iyi bir ücret ödediler. Bu para azdır diyemedim, çok oldu zaten diyemezdim. Faturayı kestim gönderdim.

Oyun bitti zannederken, bir kampanya için Hindistan’dan futbol topu getirildi, yine beni aradılar. İşi halletim, hiç para talep etmeden ciddi ve sevimli bir para gönderdiler.

Birkaç yıl tektük te olsa, Koç’tan dış ticaret işi geldi. 2007’de kalp spazmı geçirdim, kalp pili takıldı, “Artık işe gitmem, çalışmam” diyordum. O zamanlar Ankara’da piyasada çalışan tek eski müfettiş olduğumdan meslektaşlarım da Yetkilendirilmiş Gümrük Müşaviri uygulamasının mevzuatının hazırlanmasında benim fikrimi alıyorlardı. “Öyle olmaz, şöyle olmalı, falan filan” günler geçti. Yetkilendirilmiş Gümrük Müşaviri Tebliği çıktı, genel müdür arkadaşım Umman “Abi, sen de belge alsana” dediğinde hiç gümrük müşavirliği yapmadığımı, bu işi de yapamayacağımı söyledim. O da “Abi ilk belgeyi sana vermek istiyorum” dedi, gülüştük. “Bak benim gözüm tok, yeterince olay yaşadım. İlk belgeyi istemem, kimin olur bilmem, herhalde ikinci belge de Bakan’ın hakkı, üçüncü belge benim olsun” dedim, gülüştük. (B03) nolu YGM belgesini aldım.

Tebliğ yayını sonrası antreposu olan firmalara çok kısa bir süre verilmiş ve belge sahipleriyle sözleşme imzalamaları istenince gümrük antreposu olan firmalar YGM arayışına başladılar.

Yine 2008 yılının Eylül sonu gibi telefon geldi. Mehmet bey telefonda hal, hatır, selam faslından sonra Beldeyama’dan Otokoç’a geçtiği, İstanbul’da görüşmek istediğini, bu antrepo işini ZER adında KOÇ grubunun tedarikçisinin halledeceğini söyledi. Tanımıyorum ZER A.Ş.’de randevu alındı.

Sabah randevu saatinden 15-20 dakika önce gittim. KOÇ’tan torpilliyim ya Salonda sekreterin karşısında beklemeye başladım. Saat 10:00 oldu, 10:10 oldu, 10:20 oldu. Sekretere soruyorum, “toplantı sürüyor” diyor, kızmaya başladım. 10:30’da yarım saat gecikmeli olarak beni salona aldılar. 60-70 metrekareden büyük bir toplantı salonu 10-12 metre uzakta, genel müdür olduğu belli bir kişi, büyük masanın başında oturuyor, sağında üç, solunda üç kişi oturup beni seyrediyorlar. Kızgınım ya “Nereye oturmalıyım” dedim. Buyurun falan demiyorlar, uzakça bir mesafedeki kapıya yakın karşılarındaki koltuğa oturdum.

Genel müdür telefonu aldı, “bize 7 çay getirir misiniz?” dediğinde, “ben çay almam mümkünse su rica edebilir miyim” dedim.

Genel müdür kıpkırmızı oldu. Yani, bana neden çay söylemiyorsunuza getirmiştim. Şaşkın halde iken; “Siz bu komünist yöntemi nereden öğrendiniz, “Siz Moskova’da bulundunuz mu?” dedim. Sessiz bir dalgalanma oldu. Genel müdür saf saf “Evet! Ben Moskova’da okudum nereden bildiniz?” dedi. “Komünistler görüşeceği kişiyi bekletirler, demorilize ederler, sonra toplantıya alırlar, ben de bunu denemeniz doğru olmadı, çünkü ben uzun yıllar Rusya, Moldova ve Bulgaristan’da komünistlerle çalıştım, ayrıca daha öncesinde de gümrük müfettişi idim, bu uygulama sonuçsuz oldu” dedim.

Gülüşmeler oldu, masaya hakim olmuştum, pazarlık edemiyorlar. YGM hakkında bilgi soruyorlar, masada Hakan adlı eski bir gümrük müfettişi de var, ona da şaka yapıyorum. “Amiral gemilerinizi eski müfettiş ve eski genel müdürlere, destroyerleri de diğer denetim elemanlarına verin, küçük gemileri de eski memurlara, yöneticilere verirsiniz” dedim, kestirip attım. Arkamda Beldeyama, Otokoç ve Otokar var zannediyorum ve karakter yapıyorum. “Kararınızı bekliyorum, unutmayın! Ben Topkapı’daki arabada pilav satan kişi değilim. Ben Swiss Otel’in mutfak şefiyim” dedim, toplantı bitti. “Biz sizi arayacağız” dediler.

Birkaç gün sonra bana Arçelik’i önerdiler. “Yani antrepo 24 saat hep açık duracak” dediler. Çayırova ve Eskişehir’de, bir de başka bir şehirde Arçelik’in antrepoları var, şaşkınım. Ankara’ya yakın ya “Eskişehir depoyu ben alabilirim” dedim. Yalnız 3 vardiya ve her vardiyada 3 personel isteriz” dediklerinde, yeni kalp pili takılmış, biraz korku, biraz da bu yorgunluğa değer mi?dedim. Siz bunu eski genel müdürlere verin dedim. Kafamda Cahit’i düşünmüştüm. Onlar da Arçelik’i Cahit’e verdiler. Otokoç’ta zor, Otokar’da zor, yani hepsi bana zor geliyor. Rint üstadıma ulaştım. Olayları anlattım, KOÇ ile ilişkilerimi biliyor. “Kolay bir antrepo olsun” dediğimde” Evet Setur’a git ve konuş” dedi. Bu arada Karabük Demirçelik beni arıyor, sözleşme imzalıyorum. Bu ilk sözlşemeyi Umman’a getirdim. Umman’a Zer’i, Arçelik’i, Setur olaylarını anlattım. “Abi çok iyi olmuş. Hayırlı olsun” dedi.

Rint üstad devrede olunca yanımda Baykal üstadı aldım ve Setur genel müdürü Üstün beyin önüne gittim. Suratta hiç görüntü yok, bu kadar kişi devrede neden böyle diyorum. Yoksa devrede değiller mi? diyorum. Lüzumsuz sohbetler, bir şey söylemeden bizi yardımcısı Orhan beye gönderdi. Sanki sihirli el devrede idi, bana tüm antrepoları önerdiler. İş elimden kaçacak diye “Olur” dedim. Aaaa! 8-9 antrepo var. Trabzon’da, Antalya’da, Ankara’da, İstanbul’da, Bodrum’da, İzmir, Çanakkale vs.vs. Öylece kaldım. Cesaretle siz bana ana depo İstanbul’u, İpsala ve Exclusive depoya (Burberry, Montblanc, Gucci vs) verin dedim. Diğerlerini Ali Rıza’ya ve onun vasıtasıyla birine verdirdim. Sihirli el dolaşıyordu. 10.-TL istiyordum, 9.-TL olmaz mı diyorlardı. 30.-TL olsun diyordum 28,8 TL yapalım deniyordu. Sonunda aynı gün sözleşmeleri hazırladık. Pazarlıktan sonra, asgari ücretin üzerinde bir fiyatla dört antrepo için sözleşmeyi hazırladık. O günlerin döviz kurları ile hatırlı bir ücret almaya başladım. Genel müdür hemen imzaladı, o gün Atatürk Havalimanı Gümrük Müdürlüğü’ne gittim, ertesi gün İpsala yaptım. Sözleşmeleri Gümrük Müdürlüklerine verdim. Her yerde büyük bir ilgi ile karşılanıyordum. Setur mağaza müdürleri de müdürlerin olağan dışı saygıları karşısında şaşkına dönüyordu.

Bir hafta sonra mağaza ve depolardan gelen bilgilerle, Setur benim gümrük idaresindeki etkimi beğenmiş olmalı ki, diğer yöneticilerde bana ilgi göstermeye başladılar. Genel müdür ile dostluk, yakınlık oluştu. İki ay oldu, Orhan bey yaş sınırından ayrıldı, yerine Kıvanç isimli bir genç adam geldi. Yurtdışı Migroslarda genel müdür olarak çalışmıştı. İlk günler beni tanımakla geçti, çok genç idi ama çok delikanlı, çok akıllı ve çok iyi eğitimli idi. Benim çalışkanlığım ve tecrübem onda güven ve yakınlık yarattı.

Bir süre sonra Setur’un 51 adet ihtilaflı dosyasının gümrükte beklediğini, çözümlenmesi gerektiğini anlattılar. Hani! ATV’ler gibi yeni bir iş geliyordu sandım. Birkaç gün sonra Setur’un mali müşaviri, genel müdürü, genel müdür yardımcısı, holdingteki koordinatör benimle Gümrükler Genel Müdürü Umman’ın makamında idi, yıllardır devam eden, kanayan yaraları sarmak istediğimizi söyledim. Uzlaşma ile ihtilafların tamamına yakını çözüldü. Ben işler aynı ATV süreci gibi bir seyir izler, bana sonra bir ücret verirler dedim. Bekledim! Öyle olmadı. ATV’de verilen bonkörce ücreti, bu kez vermediler. Para pul almadım.

Ancak 2015 yılı sonuna kadar sekiz sene beni hiç incitmedi ve yormadılar. YGM asgari ücretinin çok üstünde belirlenen bir ücretle ve itibarla çalıştık; Ta ki, Mustafa Koç’un ölümüne kadar, Ömer Koç Holding’in başına geçince şirket yönetimleri değişti. Setur Ali Koç’un yönetimine verildi. Tüm yöneticiler Üstün ve Kıvanç değiştirildi. Koç Holding’te bir prensip vardı. 55 yaşın üzeri kişiler İcra görevinde çalışamıyordu. Ben dahil sevenlerim ve bana güvenenler ya emekli edildi, ya da holdingin başka şirketlerine koordinatör atandı. Ben de 60’ımı geçmiştim. Mali gerekçeler gösterilerek (yaşım söylenmeden) benimle çalışma ortamı bozuldu. KOÇ ile temasım yavaş yavaş kesildi

Benim için de, KOÇ minnetle anılarımda kaldı. Umman ise hâlâ arkadaşım, dostum.

 

Nadir Elibol

19/10/2021

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.