Karanlık – 2

Baskı Daha
KARANLIK : HİÇ BİR ŞEYİN OLDUĞU BÖLÜM II

Heyecanla, gözlerim kapalı, Kutsal kitaplar da aydınlığın içinden doğduğu bu karanlığı düşünüyorum :

Kitab-ı Mukaddes Bereşit kitabında;

1 “Yaratılış; İlk gün” Pasuk 1, Perek 1-5

(1) “Başlangıçta Tanrı gökleri ve yeryüzünü yarattı.”

(2) Yeryüzü şekilsiz ve boştu, derinliklerin yüzeyinde KARANLIK vardı, ancak Tanrı’nın Ruhu suyun yüzeyinde hareket halindeydi.

(3) Tanrı “IŞIK OLSUN” dedi ve ışık var oldu.

(4) Tanrı ışığın iyi olduğunu gördü; Tanrı IŞIK ve KARANLIĞI birbirinden ayırdı.

(5) Tanrı IŞIĞA “Gündüz” adını verdi ve KARANLIĞA “gece” adını verdi, akşam oldu ve sabah oldu; bir gün”

İkinci gün gökyüzünü,

Üçüncü gün karaları, denizleri, bitkileri,

Dördüncü gün ise gök kubbe ve yıldızları yarattı denilir.

4 “Dördüncü Gün” Pasuk 1, Perek 14-19

(14) Tanrı “Gökyüzü kubbesinde, gündüz ve geceyi birbirinden ayırmak için “IŞIK KAYNAKLARI OLSUN” dedi. Birer işaret olacaklar, bayramları, günleri ve yılları belirleyeceklerdir.

(15) Ayrıca gökyüzü kubbesinde, yeryüzünü aydınlatmak için birer ışık kaynağı olacaklardır ve öyle oldu.

(16) Tanrı (böylece) iki büyük ışık kaynağını –gündüzün etkin olması için büyük ışık kaynağını, geceleyin etkin olması için de küçük ışık kaynağını- ve(ayrıca) yıldızları yaptı.

(17) Tanrı onları, yeryüzü aydınlatmaları için gökyüzü kubbesine yerleştirdi.

(18) (Bunu ayrıca) gündüz ve geceye egemen olmaları ve ışıkla karanlığı birbirinden ayırmaları için (yaptı); Tanrı bunun iyi olduğunu gördü.

(19) Akşam oldu ve sabah oldu, dördüncü bir gün.

Anlaşılacağı üzere; ilk günde, Tanrı, yeryüzü ve gökleri yaratmıyor, başlangıç yok iken; her yer karanlık iken; O sırada karanlık her yere ve her şeye hakim iken,  karanlıkta her şey yok iken ve hiçbir şey de karanlığın içinde iken, “En baştaki anda”, “başlangıçta” “daha zaman başlamamış” iken; karanlık ve mutlak bir karanlık, bizim anlayacağımız yalnızca “hiçbir şey” varken, önce “karanlıktan ışık olsun” deniliyor.

Kitab-ı Mukaddes’in bu konuyu anlatan BEREŞİT bölümünün adı üzerinde “Bisvil Reşit” “Reşit için” “İlk için” “Başlangıç için” diye düzenlendiğine göre; ilk olanın ismi ile başladığında bu bölümün adını “başlangıç için” “karanlık için” diye anlamak gerekiyor.

Diğer kutsal kitaplarda, Tanrı karanlıktaki Cennet’te yaşayan insan için, yeryüzünü hazırlarken; onun gündüz ve geceye, karanlık ve aydınlığa ihtiyacı olduğunu görmüş olmalı ki, karanlığın içinden, karışım veya karışık halde olan, ışığı insan için karanlıktan ayrılması sembolize edilmiştir.

Dikkat edersek, kutsal kitapta “Akşam oldu ve sabah oldu, bir gün” denilmektedir. Burada “sabah oldu, akşam oldu” denilmemesinin sebebi, önce karanlığın varlığını anlatmaya yöneliktir. Karanlık varken yaratılış başlatılmıştır. Karanlık ve evren varken, yeryüzü, gökyüzü, bitki, hayvan ve insan yaratılışı anlatılmak istenmiştir. Demek ki, karanlık ve evren, Tanrı’nın var etmesiyle ilgili olmayıp, tamamen Tanrı’nın gözetim ve kontrolü dışında bırakılmıştır. Tanrının hakimiyeti yalnızca yeryüzü ve bizim gökyüzümüz ile sınırlıdır, demek istenmiştir.

Yani kutsal kitap,  “KARANLIK” ile, “Derin Boşluk” ile başlatılmıştır.

O halde “karanlık yaratılışın kaynağıdır” diye düşünmek gerekiyor. Demek ki; Hakikat, karanlıktadır veya karanlıkta saklıdır.

Başka bir düşünce ile, bu anlatım da her şeye hakim olan Tanrı’nın iradesi dışında karanlığın, boşluğun önceden varolduğu anlamı çıkmıyor mu? Işığı, yeryüzünü ve gök yüzünü yaratan Tanrı’nın, onun iradesi dışında önceden mevcut olan, zaman ve başlangıçtan önce varolan karanlığı yaratmamış olduğu anlaşılmıyor mu?

Karanlık Tanrı’nın iradesi dışında oluşmuş ise, her şeye hakim olan Tanrının, karanlığa hakim olmadığı konumu çıkmıyor mu?

Demek ki; Evrenin bugünkü halini almasında Tanrı’nın ne kadar etkin olduğunu sormak, şimdi merak etmek doğru olmaz mı? “Başlangıç anı” veya “o zamanlar” içinde, karanlık ve evrenin varlığı sırasında Tanrı’nın kontrolü ve hakimiyetini sorgulamak gerekmez mi?

Kutsal kitapta anlatılan (veya anlatılmak istenmeyen) “karanlık”, bu nedenle ışıksızlık değildir. Tüm kutsal kitaplar varoluşu değil, başlangıcı anlatmayı amaçlamıştır. Varoluş hiçbir kitapta yoktur, yalnızca yaradılış anlatılmıştır.

“Tanrı ışığın iyi olduğunu gördü” denilirken; Bu söylem, “insan için iyi olacağını kararlaştırdı” anlamındadır. Yeryüzünde ışığın karanlıkla bir arada kalmasının gerekmediğini, Cennet’ten çıkışla insan için bunun ayrılmasının faydalı olacağını, Tanrı’nın düşündüğü anlatılmaya çalışılmaktadır. Kutsal kitaplardaki bu anlatımla; Işığın karanlığın içinde olduğu, varoluşun değil, yaradılışın ve başlangıcın anlatılmak istendiği dile getirilmek istenmektedir.

Bu nedenle, kutsal kitaplarda “Derinliklerin yüzeyinde karanlık vardı”, “karanlık ışıksızlık değildi”, “ışık karanlığın içinde idi.” “Karanlıkta evren oluşmuştu”. “Karanlığın içinde evren ve ışık vardı.” “Karanlık yaratılmadı, vardı” denilir. Ama karanlık ve evrenin varoluşundan (tabi ki yaratılmadığı için) yaradılışından hiç söz edilmez.

Bu şekilde üstü kapalı olarak “Evrenle Tanrı’nın ilişkisi olmadığı” gösterilmeye çalışır ve “hiçbir şey”den söz edilir. Başlangıçtan önce “karanlığın varolduğu”, “hiçbir şeyin varolduğu”, “hakikatın var olduğu” gizlice ve sessizce dile getirilmeye çalışılır. Ezelden beri var olan büyük rastlantılar dizisinin sonucu meydana geldiği reddedilmeyen karanlık ve evrenin, “varoluş” hikayesine, kutsal kitaplarda bu nedenle yer verilmez.

Karanlık ve aydınlık birbirine karışık iken, bu ayırma işleminde, belki dönencelerin önemi ve kutsiyeti ifade edilmeye çalışılmıştı. Dinlerin evriminde ilk kutsamanın bu nedenle karanlık değil, Tanrı’nın yaptığı ilk iş olan, “ışık” olduğu dile getirilmek istenmişti.

Dinler Tanrı ile ilgili iken varoluşla ilgili değil idi. Dinler, Tanrı’dan öncesini ve karanlığı bilmemekte ve ilgilenmemektedirler. Yalnızca başlangıç ve sonu bilen insan beyni; Tanrı’dan öncesinin varlığını karanlığı, sonsuzluğu, boşluğu ve zamanın başlangıcını düşünememektedir.

……..&……

Her şeye kadir olan Tanrı’nın ışığa “ol” dediği gibi, evrene de “ol” demediği, aksine çalışarak, dinlenerek 6 günde sanki insan gibi insan için yeryüzünü yarattığı,  Tanrı’nın bir ve tek olduğunu anlama veya anlatmanın güçlüğü, Tanrı’nın birinci mi, yoksa hiçlikten, boşluktan, karanlıktan sonra mı olduğu?          Tanrı  karanlığı yaratmamış ise, ve karanlık ile hiçlik, her şeyden önce var idi ise; Tanrı’nın birinci olmadığı, ama Tanrı’nın yine de bir ve tek olduğu, Kutsal Kitaplar’da böyle anlatılmaya çalışılıyordu.

Tevrat’ta Tanrı için “Rişon”, birinci denilemiyor, ama Tanrı  için “Ehad” bir ve tek kelimesi kullanılıyor, tıpkı Kur’an’da İhlas suresindeki “kulh-u Allah-ü ehad” denildiği gibi, “Tanrı bir ve tek”, ama birinci değil, her şeyi yaratan değil, demek istenilmektedir.

 

         Tevrat; 7 günde karanlıktan insan oğlunu aydınlığa çıkarırken, Kur-an’ın da, onu dikkatle izlediğini, Tevrat’ta 7 nci gün dinlenen Tanrı’nın konumunu dikkate alarak, 6 iş günü diyerek (tıpkı Tevrat gibi varoluşu değil) yaradılışı, çok benzer anlatımlarla bizlere aktardığı görülmektedir.

 

Kutsal kitaplarda “karanlık” denilen, “her şeyin başlangıcı”, “her şeyin olmadığı”, “hiçbir şeyin olduğu” (anlaşılsın diye hiçbir şeyin olmadığı) boşluktan söz edilirken; karanlık denilen boşluğu, insan aklının alamayacağını, kenarı, köşesi, sonu, önü, başlangıcı, bitişi, sınırı olmayan bu boşluğun, yani karanlığın anlatılamaz olduğu ifade edilmeye çalışılmaktadır.

 

         Ancak sözü edilen boşluk veya karanlık; bizim aklımızla, oluşum, yaratılma, varolma ile izah edilemeyen, öncesi sonrası olmayan ise, ondan önce ne vardı? Evrende boşluk negatif güç ise, madde ve enerji pozitif güç mü idi? Biz boşluğu ve karanlığı, madde ve enerji ile mi,  ışıkla mı algılayabiliyorduk? Bunlar mı başlangıcımızı sağladılar? Zaman nasıl başladı? Tanrı olmadan bunlar nasıl yapıldı? Yapılmadı ise, nasıl oluştu? Karanlıktan mı, hiçlikten mi her şey oluştu? Sorularına cevap verilemiyordu.

Bu soruları, kutsal kitapların anlatımından etkilenerek yapılmış sapkın sorular olarak kabul etmeyin! Tarafımdan yalan yanlış bilgi verme çabası gibi de değerlendirmeyin.! Benim anlatım yetersizliğim veya bilgilendirme beceriksizliğim olarak değerlendirebilirsiniz.

Demek ki, Tanrı’nın bu söylediklerini söyleyenlerin söylediklerinden  bir şeyler anladığını, bildiğini zannedenler; sonra anlamadan inandıklarını bizle anlatmaya çabalayanlar, kendilerini Hakikat yolcuları sananlar, ancak benim kadar yanılgı içindedirler.

Bizden öncekilerin taş, ağaca, güneşe, putlara inandıkları ve taptıkları zaman, onların iman edişlerine o zamanlarda kimse aptalca demiyordu. Yıllar sonra şimdi onlara bizler tebessüm ediyorsak, yarın bizim iman edişimize de diğerleri tebessüm etmeyecek mi?

 

İman edenler kadar, inananların da işi hala zor, ama en kolay yol, “bilmeme hakkını kullanma”dır. Yani biz zavallı insanların bilmeden iman etme hakkı olmalıdır ki; yaşam kolaylaşabilsin.

En doğru, en kaçınılmaz ve en gerçek olanın insanın bedeni için ölüm, ruhu için  de karanlıktır. Ölüm ve karanlık dışında, aydınlık yeryüzünde yalnızca bir oyun ve oyalanmadır.

Evet! Her şeye rağmen ben aydınlığı, evet! Işıklar altında oynadığım oyunu, yaşamı tercih ediyorum.

Nadir Elibol

21 Eylül 2013

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.