Tek Maymun

Baskı Daha

Japonya’nın 11 ve 12. yüzyılda egemeni olan Toshogu ailesi 14.yüzyılda kendisine büyük bir tapınak yaptırıyor. Aile mor giysiler içinde halkın en üstünde yer alıyor, halk ona itaatini, bağlılığını göstermek için onların tapınağını ziyaret ediyordu. Tapınağın girişinde üç maymun oturmuş, Tapınağa gelen yönetilen halka bakıyor, onlara göz, kulak, dil oluyor, uyarıyor. Heykelde bir maymun elleriyle gözünü kapatmış, ama maymun kör değil, çok iyi görüyor, ikinci maymun da elleriyle kulaklarını kapatmış o da sağır değil, duyuyor, üçüncü maymun ise ağzını kapatmış, dilsiz değil konuşabilir ama konuşmuyor. Bu nasıl göz, kulak, dil olarak yol göstermekti.

Kapının önünde daha tapınağa girerken; maymunlar ne demek istiyordu? Tapınaktan halk çıkarken sırtları onlara dönük olduğundan bir şey görülmeyecekti, ama Tapınağa girerken, halka yani yönetilene bir şeyler söylenmek veya göstermek ister gibilerdi.

Gördüklerini, duyduklarını söyleme, anlatma, sus, sessiz ol deniliyor, herhalde…

Halk tapınakta ne görecekti? Hiçbir şey! Bir Ulu Yaratanı mı göreceklerdi? Onun seslenişini mi duyacaklardı? Hayır! Amaçlanan yönetenlerce yönetilenleri uyarmak, yapma, görme, duyma, söyleme diyerek korkutmaktı.

Bu sözler; görme, duyma, sus, yasakları bize bugün neyi hatırlatıyor? Kutsal kitaplarımızdaki talimatları değil mi? Görme, duyma ve sus benzeri talimatlar kutsal kitaplardan öğrenilmişler. Tabi! Kutsal Kitaplar’da, Sümer tabletleri ve Mısır Hiyerogliflerinden :

Mısırlıların M.S. 1.yy’da yazılan “Nas Papirüs”lerinde “Suçsuzluk taahhüdü” başlığında;

“Çalmayacağım,

Zina etmeyeceğim,

Öldürmeyeceğim,

Yalan yere yemin etmeyeceğim,

Yalan söylemeyeceğim,”

Bunlar neden önemli biliyor musunuz? Çalabilecek yoksullukta, öldürebilecek zorunlulukta, kendisine ait olmayan bir kadınla veya erkekle birlikte olmak istediğinde, varlığı olmadığı için arada bir yalan söyleyebilecek durumda olana ait olmalı bu sözler.

Şimdi dikkatli olun! Burada Tanrı talimat vermiyor ki; insan, birilerine karşı, hatta yönetenlere karşı çalmayacağını, zina etmeyeceğini, öldürmeyeceğini, yalan söylemeyeceğini ifade ediyor, bunun Tanrı ile hiç ilgisi yok, aynı üç maymunun davrandığı gibi…

613 emir ihtiva eden Tevrat’ın ilk 10 emri için bu beş kurala beş emir daha eklenmiş, sanki bu kuralları Tanrı söylemiş havasını oluşturmak istemişler :

“Tanrın benim,

Put yapmayacaksın,

Rabbi adını ağzına almayacaksın,

Şabat gününü unutma”

Denilmiştir.

Kur’an da bunlara benzer emirlere İSRA 17nci surede rastlanıyor.

“23-Rabbin sadece kendisine kulluk etmemizi, ana-babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti,

26-Bir de akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını ver,

29-Eli sıkı olma,

31-……. Çocuklarınızın canına kıymayın. Onları öldürmek gerçekten büyük bir suçtur.

32-Zinaya yaklaşmayın

33- Haklı bir sebep olmadıkça Allah’ın muhterem kıldığı cana kıymayın.

34-Yetimin malına yaklaşmayın, verdiğiniz sözü de yerine getirin.

35-Ölçtüğünüz zaman tastamam ölçün ve doğru terazi ile tartın.

36- hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme,

37-Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma,

39-Allah ile birlikte başka ilah edinme.”

Bu kurallar, kimin için konuluyor ve “Yüce Yaratan”ın bu kurallara uyulma veya uyulmama halinde ne yararı var? Kurallara uyacak olan insan, daha doğrusu yönetilen insan. Şimdi “yap” veya “yapma” kurallarının kimin için koyduğu veya yönetenlerce uydurduğu ortada. Birilerinin “Yüce Varlık” adına böyle veya şöyle dediği çok açık ortada. Aynı görevli üç maymunun görme, duyma, sus demesi gibi.

Japon üç maymuna da bu nedenle Çin’den ödünç alınmış, o da Hindistan’dan, o da diğerlerinden. Bu talimat yöntemi, Buda’dan, Şinto’ya, Tao’ya emanet edilmiştir.

Hani! Çin’de bir dağdaki maymun kral ile karşı dağdaki şeytan maymun hikayesinde anlatılıyordu ya; kralın bilge üç maymun danışmanı, birlikte karşı dağda bir gün şeytanı görmüşler, hani, şeytanı görünce canlı taş oluyordu ya, bilge üç maymun da taş olmamak için, biri hemen şeytana bakmamak için gözünü kapatmış, diğeri şeytanın sesini duymamak için kulağını kapatmış, üçüncü bilge maymun da görüp, işittiği şeytanı yanındakilere anlatmamak için acele ağzını örtmüştü ya, üç maymun bir süre böylece hareketsiz durunca, Aaa! üçü de taşlaşmamışlar. Düşünmüşler ki, şeytanın taşlaştırması, cezalandırması, gördüğünü ve duyduğunu söyleyenler, konuşanlar için imiş.

Yani duyup, konuşursan dahi görmezsen sorun yokmuş, keza görsen yalnızca gördüğünü söylesen ve duyduğunu anlatmasan veya duymasan da bir şey olmuyormuş. Tabi görmediğin halde, duyduğunu anlatsan da bir olay olmuyormuş.

Saraya dönünce üç maymun, bu üç duyudan birinin saklanması gerektiğini krala anlatmışlar, kör, sağır ve dilsiz olmak gerekmiyormuş, insan, görmeli, duymalı, konuşmalı ancak bu davranışlardan birini yapmadıkları takdirde, şeytanın gazabından korunacağı ve kurtulabileceğini krala söylemişler.

Kral’da düşünmüş, kral akıllı ya, şeytandan insanın korkması gibi, kendisinden de korkulması çok iyi olacaktı, görmemeye çalışma veya görmeme, duymamaya gayret etme veya duymama, bildiğini, duyduğunu, gördüğünü söylememe de, kendisinin yaptığı işlerin veya farklı yaşantının halkın arasında yayılmamasını sağlayacaktı. Onların birlikte ve kalabalık halinde, görmeden, duymadan ve söylemeden bilgi sahibi olma ve eylem içinde bulunmalarını önleyecekti. Bu hikaye halka anlatıldı, Tapınağın önüne üç maymun konuldu.

Kimse düşünemez olmuştu, benim yaptığım, benim gördüğüm, duyduğum ve söylediğimle kralın ne ilgisi var diye, düşünemiyorlardı. Düşünmüyorlardı ki, kral onun nasıl yapacağına, neye inanacağına niye karışıyordu? İnsan ister inansın, ister inanmasın, ister uyusun, ister uyumasın, ister sevişsin, ister sevişmesin, bu durumu diğerini, yöneteni neden ilgilendiriyordu. İlgilenmesinin tek nedeni; halkın bu davranışı sonucunda bir beklentisi veya yararı olmasaydı veya aksi durumda da zararını önleyecekti.

Kral, üç maymunun yaptığını kural haline getirdi, kuralları da kurumsal hale getirerek, Tapınakda üç maymunuyla halkı takibe aldı. İleride yönetenler de benzer şekilde yazılı veya sözlü kuralları kurumsal hale getirecek ve dini üreteceklerdi.

Oysa insan, başkası olmadan, Tanrısıyla her şartta zaten ihtiyacı olduğunda beraberdi.

Halk da, bunun kendisi ve yaşamının korunması için çok yararlı olduğunu gördü, gördüğü halde görmedim derse, duyduğu halde duymadım veya söylediği halde söylemedim derse olayların içinden kolayca çıkıveriyordu. Böylece yönetene karşı yönetilenlerden duydukları, gördükleri ve bildikleri halde “ÇIT” çıkmaz olmuştu. Bu hikaye, ileri yüzyıllarda, hatta günümüzde örgütlenme ve yönetim şeklini yapan yönetenlerce çok beğenildi.

Toshogu ailesinin bunu organize etmesi gerekiyordu. Hemen SANSHI adlı bir Tanrı yarattılar, bu Tanrı duyumları kaydediyor ve günahlarınızı yazıyor, tespit ediyordu, bir de TEN TEI adlı görmeyi kaydeden Tanrı’yı onun yanına koydular, Ten Tei Cennet’in bekçisiydi, Sanshi’nin hazırladığı notlar ve kayıtlara göre insanları cennete alıyor veya almıyordu. Böylece üç maymunun gözünü kapaması ve kulağını örtmesi davranışına iki bekçi yaratmışlar, halkın takip edildiğini uydurmuşlar herkese duyurmuşlardı.

Şimdi bir sıkıntı vardı, insan konuşursa, söylerse, susmaz ise, ne olacaktı? Bunların başına da bir başka Tanrı gerekiyordu. Hani! Görüveren veya duyuveren olursa ne olacaktı? Onlar anlatır ve söylerlerse ne olacaktı? Sanshi veya Tentei kayıtlara almıştı ya, bunu bir süzgeçten geçiren ve hakim pozisyonunda bir Tanrı gerekiyordu. VADIRA adlı Tanrı da görme, duyma ve söylenenin kötüye bulaşıp, bulaşmamasını değerlendirecekti.

Çinliler “doğru olanın dışındakine bakmayın, duymayın, söylemeyin” diyorlardı ya; Japonlar da bu kenarından değiştirdiler “ZARU” olumsuzluk ekini kullanarak, MİZARU (Görme), KİKAZARU (Duyma), İWAZARU (Söyleme) adlı yasaklı üç maymuna görev verdiler.

İnsanın gözü, kulağı ve dili bağlandı.

“Görme ve bakma” emri kime verilir, kör olana değil tabi, kör zaten görmez, “görme” talimatı gören’e verilir. “Duyma”, sağıra söylenmez, “Söyleme” de dilsize denilmez. Bu üç emirin tamamını, gören, duyan ve söyleyen insan kör, sağır ve dilsiz olmadığından kolaylıkla yapar, insana burada yapma deniliyordu.

Akıllı insan üç eylemin birlikte olması ile ancak doğru ve gerçek tanımlanabileceği uydurarak, bu eylemlerden birinin yapılmaması eksik olması halinde, insanın günahkar olmayacağı esnekliğini yarattı.

Görür, duyar, söylemezse,

Görmez, duyar ve söylerse,

Görür, söyler ve söylenenleri duymazsa,

Konu halledilecektir.

İnsan da cezalandırılmamak için böyle bir kolaylık bularak, üç maymunu oynamaya karar verdi ve oynamaya başladı. Yönetenin aldatmacasına o da kanmış gibi böyle karşılık verdi. Üç maymun hikayesinde, sağır gibi, dilsiz gibi veya kör gibi özürlü olarak davranmayı kural edindi. Ama gizliden her şeyi görmeye ve duymaya ve sonrasında söylemeye devam etti. Birini eksik kullanmış, bir şeyi anlatırken, söylerken “ben görmedim” veya “hiç duymadım” gibi anlatımları kullanmaya başlamıştı.

Evet! İnsan, görmeli, duymalı ve söylemelidir. Ancak bu şekilde gerçek ve doğruya ulaşabilecektir. İnsan daima doğruyu ve gerçeği savunmalıdır. Görmezden gelirse, duymaz gibi yaparsa veya bildiğini söylemezse, yönetene hizmet etmiş, boyun eğmiş olur. Görmez, duymaz, söylemezse özgür olamaz ve yönetenin tutsağı olur.

İnsanın gördüğü, duyduğu ve söylediği gerçek ise ve iyi sonuçlar yaratacak, kötülüğü engelleyecek ise, insanlar ve insanlık için faydalı olacak ise, görmeli, duymalı ve söylemelidir.

İnsan üç maymunu oynamamalıdır, insan üç değil bir ve tek maymundur.

Cahillik ve kötülüğe karşı Tek Maymun olarak mücadele etmeli, bilgi ve iyiliğin yayılması için yine tek maymunu oynamalı, görerek, duyarak, söyleyerek insan düşünmeli, çabalamalı, eylemci olmalıdır.

Tek Maymun; özgür olmalı, asla susmamalı, gözünü kapatmamalı, kulaklarını tıkamamalı, daima görmeli, duymalı ve söylemelidir.

“Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” ben demedim, Hz. Muhammed diyor ve ekliyor (Kuşeyri Risalesi’nde) “Yeri geldiğinde konuşmak, en güzel erdem olduğu gibi, zamanında susmasını bilmek de erdemli insanın özelliğidir.

Takdir sizin, üç maymun veya tek bir maymun.

Nadir Elibol

Ankara, 01 Haziran 2020

CORONA Günleri

One thought on “Tek Maymun

  1. Sevgili Nadir,
    Okudum. Suphesizki dusuncelerine katılıyorum. Tek maymun olmak (duymak-gormek-konusmak) doğruluğu, dürüstlüğü ve cesareti berabernde getirmektedir. Olusacak hur düşünce bunu tamamlayacaktır.
    Sevgilerimle,