Beni Neden Cennetten Kovdun?

Baskı Daha

BÖLÜM I

SUÇLU DEĞİLİM! DEĞİL Mİ?

 

I.SES

“Ey Adem! Sen zevcenle birlikte Cennet’e yerleş ve ikinizde dilediğiniz yerden yiyin. Yalnız şu ağaca yaklaşmayın, sonra zalimlerden olursunuz.Ben ikinize de bu ağacı yasak etmedim mi? Şeytan size apaçık bir düşmandır demedim mi?” (Araf (7) Sure 19-22) (Bakara (2) Sure 35)

 

“Birbirinize düşman olarak inin. Siz yeryüzünde bir süre için yerleşip geçineceksiniz.”  “Sizin için yeryüzünde barınak ve belli bir zamana dek yaşamak vardır.” “Orada yaşar, orada ölür ve orada dirilirsiniz.” (Araf (7) Sure 24-25) (Bakara (2) Sure 36-38)

 

II.SES

Havva, Bak! Kur’an da Bakara ve Araf Ayetleri bizden söz ediyor. O şeytan yok mu? Bizden gizli bırakılmış ayıp yerlerimizi kendimize göstermek için bize fısıldamış “Rabbinizin size ağacın meyvesini yasak etmesinin sebebi, birer melek haline gelmemeniz yahut burada ebedi kalıcılardan olmamanız içindir.” “Ve yemin ederek : Şüphesiz ki ben size öğüt verenlerdenim. (İyiliğinizi isteyenlerdenim)” dememiş mi idi?

 

Böylece ikimizi de aldatarak, mevkilerimizi düşürmüş, Ağaçtan (meyva) tadınca bize ayıp yerlerimiz görünmüş ve cennetteki ağaçların yapraklarını üst üste koyarak örtünmeye başlamıştık. (Araf (7) Sure 20-21-22) (Bakara (2) Sure 36)

 

Şeytan bize “Aslında Tanrı ondan yediğiniz gün gözlerinizin açılacağını ve Tanrı gibi iyiyi ve kötüyü tanır hale geleceğinizi biliyor” dememiş mi idi. (Bereşit İnsan (8) Perek (3) Pasuk (4-5)

 

Hem benim ve senin cennetteki bu işten dolayı ve bu yüzden bir suçumuz olabilir mi? Biz cennette onun iradesinde ve aklımız olmadan yaşamıyor mu idik? Hem biz suç işleyene kadar cennette hiç bu suçu işleyen olmamış mı idi? Neden bizim bu yaptığımız ilk suç oldu? Neden şimdi bize kızıyor?

 

I.SES

“Birlikte belirli süre orada kalın!” (Bereşit İnsan (8) Perek (3) Pasuk (4-5)

 

 

 

II.SES

“Havva neredesin? Beni duyuyor musun?” Hayret boşa konuşmuşum, Hem Tevrat, hem Kur’an bizden söz ediyor, o ise ortalıkta gözükmüyor. Biraz önce burada idi, eliyle göğüslerini kapıyor, önünü örtüyor, benim önümdeki şeye bakıyor, bağırıp çağırıyordu, birden nereye kayboldu? “Birlikte belirli süre orada kalın” ne demek? Orası neresi?

Ben niye saklanıyorum? Bu korku neden?

 

I.SES

“Hey sen neredesin? Nereye saklandın?” “Bereşit İnsan (8) Perek (3) – Pasuk (8-9)”

 

II.SES

Eyvah! Beni çağırıyorlar, beni arıyorlar. Neden bu kadar kızgınlar? Havva’ya mı, bana mı? Yoksa yasak meyveye mi? Yılan nereye gitti? Ben nasıl ve neden soru sormaya başladım?

 

I.SES

“Adem, bahçemde senin ayak seslerini duydum”. “Bereşit İnsan (8) Perek (3) –Pasuk (10)”

 

II.SES

“Ben de sizi duydum, efendim! Korktum, çünkü çıplağım.” (Bereşit İnsan (8) Perek (3)-Pasuk (10)) diyebildim. Niye saklandım, anlamadım? Saklandığım yerden başımı yavaşça çıkardım.

 

I.SES

“Adem, çıplak mısın?” (Beşerit İnsan(8) Perek (3) –Pasuk (10-11)

 

II.SES

Dudağımı büktüm, ben ve diğerleri eskiden de zaten hep böyle idik. “Çıplağım” demiştim, Çıplak ne demek? Başka, nasıl olabilirdi insan.

 

I.SES

“Çık o kayaların arkasından! Demek benim duyduğumu sen de duymaya başladın, bizden biri gibi oldun,demek ki elmayı koparmış, yemişsin!” (Bereşit İnsan (8) Perek (3) Pasuk (11)  “Şimdi elini uzatıp Yaşam Ağacı’ndan da meyve alması engellenmeli, (yoksa) yiyip sonsuza kadar yaşayabilir” Bereşit Kovuluş (11)  Perek (3) – Pasuk (22)”

 

II.SES

Titremeye başladım, nasıl anlamıştı? Şaşırdım kaldım. Buradaki herkes daha önce de böyle çıplaktı? Sonsuza kadar yaşamak ne demekti? Anlayamadım! Düne kadar çıplak nedir? Çıplaklıkta ne olur? Bilmiyorduk. Şimdi meyveyi yiyince mi sorun oldu, bu çıplaklık? Neden, Havva elleriyle yüzünü kapatıyor?

 

Biz düne kadar hep çıplaktık, yerdik, içerdik, sevişirdik. Şimdi meyveyi yer yemez, neden tuhaf şeyler oldu? Neler oluyor? Havva ile birlikte olurken kendimden geçiyorum, ben neden titriyorum?

 

Ağaçta bir tane meyve yoktu ki, sonra kitaplarda öyle anlatılacak ama, ağaçta yüzlerce meyve dallardan sarkıyordu. Benim yediğim tek bir meyveyi nasıl gördüler?

 

I.SES

“Hem meyvenin kalanını dışarı atmışsın!”

 

II.SES

Aman! dedim içimden. Eskiden yerdik, içerdik ne çıkan, ne akan olurdu. Şimdi nasıl oldu da böyle oldu? Eğer meyveyi yedikten sonra bir de Havva ile yaptığımızı gördüler ise yandık. Artık onun duyduğunu ben de duyuyorsam, onun yaptığını, ben de yapabiliyorsam. Eyvah! Hem demedi mi… “Benim duyduğumu sen de duymaya başladın, bizden biri gibi oldun” Dişlerimi birbirine vurmaktan kendimi alıkoyamıyordum. Havva da nereye kayboldu? Hem bunları Havva’ya niye sormuyorlar?

 

I.SES

“Utanıyor musun?”

 

II.SES

Utanma ne?

 

I.SES

“Korkuyor musun?”

 

II.SES

Korkma ne?

 

I.SES

Kalk ayağa (MLBG), bizden biri gibi oldun.

 

“Artık insan, iyi ve kötüyü tanıma konusunda bizden biri gibi oldu” (Bereşit Kovuluş (11) Perek (3) Pasuk (22)

 

 

 

II.SES

İyice şaşırdım. Ne diyordu? “Ayağa kalkmak” “Bizden biri gibi olmak” Nasıl diye düşünürken; O, dirseklerimden tuttu, arka ayaklarımın üzerinde duruyordum. Ayağa kalkmıştım, artık sürünmüyor, zıplamıyordum, ne tuhaf, hem çekiniyordum, hem ondan korkuyordum, hem önüme bakıyordum, hem de utanıyordum. Ne tuhaf davranışlarım olmaya başlamıştı. Onlardan biri gibi olduğuma göre, demek ki onlarda hep bu meyveden yiyorlardı veya daha önce yemişlerdi.Yoksa bu ağaç “iyiyi kötüyü bilme ağacı”mı idi? Yeme dediği “Hayat Ağacı” olduğuna göre ben yanlış mı yapmıştım? “İlim ve Fen Ağacı”nın meyvesini mi yedim yoksa? (Bereşit Kovuluş (11) Perek (3) Pasuk (22)

 

Keşke; önce “Hayat Ağacı”nın meyvesini yese idik, sonsuza kadar yaşayabilirdim. Sonra “iyiyi kötüyü bilme ağacı”nın meyvesini yerdim. Cennette ebedi yaşam bizim olurdu. Her şeyi bilipte ne olacak? Akıl çok mu gerekli? Ama yine inanıyorum ki, yılanı da organize ettiğine göre, onun bir bildiği vardır? Bizi “oraya” hazırlıyor, “sonsuz yaşama” değil, ama göndereceği yerde, akıl daha gerekli olacak, herhalde.

 

I.SES

“Neden, elmayı yedin?” “Bereşit (8) – İnsan (11)”

 

II.SES

“Bahçede iken, hep yiyorduk. Her zaman Kevser Irmağı’ndan şarabımızı içiyorduk, nasıl oldu anlamadım, Efendim?” diyebildim. Anlaşılan yanlış ağacın meyvesini yemişim. Biz cennette iyiyi kötüyü bilme ağacını uzaktan seyrederdik. Ona bakar, bakar ve bakardık. İyi nedir? Kötü nedir? Bilmezdik ki, sen de söylemezdin ki, söylesen de biz anlayamazdık, biz düşünemezdik. Oysa senin adamın şeytan, bana “yiyin, kesinlikle ölmezsiniz. Tanrı gibi iyiyi ve kötüyü tanır hale geleceksiniz” demişti. (Bereşit İnsan (8) Perek (3) Pasuk (4-5) Ben de akıl yoktu ki, ben ne yaptığımı biliyordum ki? Benim yaptığıma neden kızıyor ve cezalandırıyorsun?

 

Hem bana kızıyordu, hem de beni korkutuyordu. Üstelik, utanıyordum, titriyordum. Cennettekiler diğerleri de hep böyle mi? Yoksa elma yemezden önceki halim gibiler mi? Bence onlar yalnızca Yaşam Ağacı’nın meyvesini yemişler, akılsız ama ebediler. İyiyi ve kötüyü bilme ağacının meyvesini yememişler. Biz de aklımız yokken ne rahat idik. Şeytan bizi yanlış ağaca gönderdi. Yok, yanlış ağaç olamaz, çünkü Tanrı her şeyi bilendir.

 

I.SES

Yazık, sen ve arkadaşın artık ölümlüsünüz. (Bereşit İnsan (8) Perek (3) Pasuk (17) “Çünkü sen topraktan alınmıştın, çünkü tozsun sen ve toza geri döneceksin. (Bereşit (Adem’e verilen lanet 10)  Perek 3, Pasuk 19)

II.SES

Ne ölümü? Ölüm de ne? Nasıl ölünür? Ölünce ne olur? Ölsem ne olur? Anlamıyordum. Cennette etrafımdakileri her an görürdüm, elmayı, karpuzu yerdik, koparırken hemen yenisi olurdu. Onlar neden ölmüyordu? Cennette her yer canlı, aydınlık, parlak ve temiz idi, şimdi kafam karıştı, cansız ne idi? Karanlık diye bir şey mi vardı? Mat nasıl oluyordu? Kirli denilen nasıldı? İyice şaşırdım.  Ben neler konuşuyorum? Ben düşünüyorum! Ben soruyorum!

 

I.SES

Bak Adem! Aden bahçesinde herkes ne kadar mutlu ve huzurlu. Dilediği her şeyi yapıyorlar, onlar hiç düşünmüyor ve hiçbir şeyi anlamıyorlar? Ama sen düşünmeye başladın, bizlere mi isyankârsın? Bizlere mi benzemeye çalışıyorsun? Düşünmekle ne elde edeceksin? Neden haddini aştın? Neden o meyveyi yedin?

 

II.SES

Şaşkındım, ben bir şey yapmamıştım, onlar yaptırmıştı. Zaten ben yapamazdım ama değişik bir şeyler oluyordu. Düşünme ne idi? Bu bağırma, çağırmanın nedeni ne idi? İyiyi kötüyü bilme ağacı yoksa akıl ağacı mı? “İnin aşağıya” “orada kalın” diyordu ya, bilmediğim yere giderken bari aklımı da yanıma isteyeyim.

 

I.SES

“Artık, benden kork!”

 

II.SES

“Peki, efendim” diyebildim. Artık yeryüzüne inerken hep onun bu bağırma ve kızma hali aklımda kalacaktı, ondan korkmaya başlamıştım. Koca cennette bula bula beni ve arkadaşımı bulmuştu, kendime de çok kızdım. “Bu yönetenlerin bahçesinde senin işin ne? Git başka yerde ye, iç ve sürtüş.” Ah! Ah!

 

I.SES

“Senin adın Adem, onun adı Havva, cennetimden defolun, dünyaya gidin” (Bereşit Kovuluş (11) Perek (3) Posuk (23), Araf (7) – Sure (25), Taha (20) – Sure (123)

 

II.SES

Anlamıyorum, hani, o affedici idi? Bir meyve yüzünden böyle cezalandırma olur mu? Aden Cennet bahçesinde yalnızca ikimiz mi kabahatli idik? Bir tek biz mi elma yedik? İleride “yok, elmayı kopardılar”, “yok, yasak meyveyi tattılar”, “yok iyi ve kötüyü bilme ağacının meyvesini yediler” vs. vs. diye herkesin dilinde dolaşacaktık. Biz de çocuklarımızın önünde hep kabahatli olacaktık, çocukken çaldığımız elmalar ve gizli gizli yenilen ham meyveler yüzünden yalnızca karın ağrısı ile cezalandırılırdık. Şimdi verilen cezaya bak!

 

Peki! Şimdi bizi nasıl ve kim düzeltecek? Suçumuz ve cezası keşke daha önce söylense idi, keşke meyveyi yemeden bizlere de cennette bir kitap verilse idi,  bunlar başımıza gelmezdi. Şimdi biz ne yapalım? İleride çocuklarımıza kitaplar geldiğinde ve bizden söz edildiğinde bizi nasıl anlatacaklar kim bilir? Hep çıplaklığımız ve cinselliğimizden söz edecekler. Tek yaptığımız bu iş imiş gibi anlatılacak, çocuklar da elmadan korkacaklar. Yasak diye çocuklar elmanın tadını hiç bilmeyecekler.

 

Havva, Tanrı bana kızıyor seninle birlikte oldum diye, bilme ağacından neden meyve yedin diyor! Neden her şeyi anlar ve bilir ve zevk alır durumda olduğumu soruyor. Arslanlar, kuşlar, balıklarda mı meyve ağacından yediler? Balık iyiyi kötüyü bilme ağacını nerede bulsun? Nasıl erkek köpek balığı dişisinin derisini dişliyor, nasıl sarılıp, spermlerini boşaltıyor? Nasıl ikisi sonsuz doyuma ulaşıyorlar, onlar da mı bilme ağacının meyvesini yediler?

 

Bence, bu işin cinsellikle, meyveyle, yasakla, yılanla ilgisi yok. Tanrı, herhalde cennette akıldan korkuyor, bana ondan kızıyor, bizi ondan gönderiyor. Yoksa kızıyor gibi mi yapıyor? Bu işin meyve ile, ağaç ile ilgisi yok, biz aklımızı kullanmaya başladık, keşke onlara “siz de aklınızı kullanın” diyebilseydim.

 

Evet! Tanrı akıllı ve merhametli! Bana acıdı, Havva olmasa ben sıkılacaktım. Havva’yı tek gönderse Havva sıkılacaktı. Hem öyle bir iş yapacak ki, cennetteki diğerleri bir daha iyiyi kötüyü bilme ağacının yanına bile yaklaşamayacaklardı.

 

Kim bilir dünyada bizim işimiz ne zor olacak ki, cennettekiler korkudan, bizim başımıza gelenlerden korkarak hiç akıllarını kullanmadan mutlu, bahtiyar olarak orada kalacaklardı.

 

Evet! Evet! Bu şeytan, benim aklım yokken; cennette iken, yanıma sokulmuştu. Akıl olduğunda bana yanaşamazdı, zaten ben meyveyi yiyince etrafımdan kayboldu? Şeytan akılsızların etrafında dolaşıyor, şimdi nereye gitti? Öncekiler iyiyi kötüyü bilme ağacının meyvesini hiç yememişler, herhalde. Cennette bu meyveyi ilk ben denemiştim. Bu ağacı Tanrı dikmişti. Demek ki denememizi o istemiş olmalı. Yine o “yemeyin” demişti. Yemeyin derken, şeytanı göndererek o yedirmiş olmasın? (Bereşit (8) İnsan Perek(3) Pasuk (17)

 

Bu şeytanı da o düzenlemişti.

 

Bahçeyi de bana o emanet etmişti.

 

Yine o “meyveyi yemeyin” diyen de o idi.

 

Bize meyveyi gösterende o idi.

 

Bahçe! Ağaç! Şeytan! Meyve!

 

 

BÖLÜM II

BİLİYORUM BENİ SEVİYORSUN !

 

II.SES

Tanrı, bana güveniyor, diğerlerini kandırmak için beni cennetten kovmuş gibi yapıyor, ağacı ve meyveyi göstererek “bu meyveyi ye” diyor. Ben anlayamadığım için şeytanla bana yardımcı oluyor.

 

Bana ve Havva’ya kendisinin aklını verdi, yanıma da Havva’yı kattı. “Adamın yalnız olması iyi değil. Ona, kendisine uygun bir yardımcı yapayım” demişti. (Bereşit İnsan (8), Perek (3), Pasuk (18)

 

İşte, şimdi anladım!

 

Tanrı; beni, akıl ve Havva ile ödüllendirdi. Cennetteki diğerleri anlamasın diye Hayat Ağacı’ndan yedirmedi. Zaten beni akıllı olmam için “İyiyi ve kötüyü bilme ağacı”na yönlendirdi, beceremem diye yanıma yılanı kattı ve şeytan sayesinde meyveyi yiyebildim, evet, onun sayesinde akıllandım.

 

I.SES

“Artık siz ölümlüsünüz, ebedi yaşayamazsınız.”

 

II.SES

İçimden gülmek geliyor. Ölümlü olunca ne olacaktı? Dünyada ebedi yaşamayacaktık, ölecektik. Dünyada ben ölünce toprak olacaktım. Cennette herkes dikkatle bizi dinliyordu, diğerleri inansın diye bağırdı.

 

I.SES

“Cennetimden defolun! Yaşam Ağacı’ndan da meyve almasını engelleyin.” (Bereşit Kovuluş (11) Perek (3) Pasuk (22)

 

II.SES

Ne diyordu? Acaba oradakiler için mi böyle davranıyordu? Sanki dalga geçiyordu. Hem beni yaşam ağacından yedirmedi, ölümlü yaptı, hem de cenetten kovdu. Ama diğerleri farkında değil, onlar doğmaz ve doğuramazken, ben doğarak, doğurarak ölümsüz oluyordum, hem giderken aklımı da yanıma vermişti, beni ödüllendirmişti. Aradan bana tebessüm mü ediyor?

 

İleride “Cinsellik, ölümsüzlük mü?” diye soranlar olursa, “evet” diyeceğim. Bilseler ne kadar doğru, Tanrı ne güzel düzenlemişti. Çocuklarımız cennetten kovulmayı keşke ödül olarak anlasalar, çocuklarım da aynı ölümsüzlüğü arasalar, hepsi yasak meyvenin, aklın peşinde olsalar. İleride hep “Meyve yiyin, akıllı olun!” diyeceğim, bu günlerin anısına…

 

Ben ve Havva, elele tutuştuk, dünyanın yolunu tuttuk. Etrafta bizden başka kimse yoktu. Bitkiler, hayvanlar, dağlar, taşlar, denizler, nehirler aynı Aden cenneti gibi idi.  Artık yeryüzündeyiz. Ben artık ölümlüyüm ya,  hemen ölümsüzlüğün peşine düştüm. Benden sonra “tüm erkekler de ileride ölümsüzlüğün peşine düşecekler” Meğer çıplaklığımızı ve diğerlerini fark etmek, akıllı olmakmış. Meğer Elma Ağacı “iyi ve kötüyü bilme ağacı” imiş, elmayı yiyince gözlerimizdeki perde kalkmış, çıplaklık, açlık, arzu, şehvet, aşk ve hakikat görünmeye başlamıştı. Biz cennette hakikatın farkında değilmişiz. Var mıyız, yok muyuz belli değilmiş. Akıl olmayınca hakikat bizden saklanıyormuş, bizi çalıştırmak, kullanmak ve yönetmek için hakikatı saklıyorlarmış. Hakikat cennette bilinmemeliymiş sanırım. Bizlerden sonra çocuklarımızdan da bu hakikat saklanırsa, yarın kutsal kitaplar vasıtasıyla, aklını kullanmayan, düşünemeyen insanlara  cennet vaat edilecek… Hay Allah! Aklıma neler geliyor! Şeytan yine buralarda mı? Yine Yüce Yaratanın bir düzeni mi var? Yoksa beni yine şeytanla mı uyarıyordu?

 

I.SES

Bize karşı çıktığın için, döneceğin dünya toprağını da lanetliyorum, artık bu dünya toprağından insan yapılamayacak, cennetin çamur ve suyu ile yoğurarak sizleri yapmıştık, şimdi siz ikiniz, bu topraktan çoğalamayacaksınız, birbirinizden çoğalacaksınız. “Toprak senin yüzünden lanetli olacak” (Bereşit (10) –  Adama Verilen Lanet Perek (3) Pasuk (17)

 

II.SES

Bu iyi bir şey mi idi? Önce anlamamıştım. Gün geçtikçe bu çoğalma, yaratma hoşuma gitmeye başladı. Tanrı beni seviyormuş, sürekli yaratıyordum. Yaratanlar gibi, onlardan biri gibi olmuştum.

 

Havva’nın önü ile ben birleşince, yeni Ademler ve Havvalar oluyordu. Cennette Tanrı’nın yarattıklarını, ben dünyada yaratıyordum. Ben ölüyorum, ama benden, yeni “benler” oluşuyordu ve onlarla ben ölümsüz  oluyordum. Tanrı beni seviyor!  Artık ben düşünmeye başladım. Bir süre için dünyaya yerleşip, geçinmeme de izin verilince, “Ölürsün toprak olursun, ama işte çocuklarla ölümsüz de oldun” demek istiyordu, herhalde. Bahçesine iyi baktığım için beni ödüllendirmiş olmalıydı.

 

I.SES

Sen Adem, toprağın vereceği otları, ağaçların meyvelerini yiyerek, alın terinle, zahmetle  kazanacaksın. Ekerek, toplayarak, alın teri dökerek, otlar ve bitkilerle besleneceksin. “Topraktan ıstırapla yiyecek çıkaracaksın” (Bereşit (10) – Ademe verilen lanet) Perek (3) Pasuk (18-19)

 

“Sen Havva! Dünya’da artık topraktan kolayca insan yaratılmayacak ve ben de burnuna üflemeyeceğim. Sen de, toprağının yarığında tohumunu büyütmesi gibi, acılar ve feryatlarla tarlanda yeni insanlar yaratacaksın.” (Bereşit (9) (Kadına verilen lanet) Perek (3) Pasuk (16)

 

Siz ikiniz, bu dünyada yaşayacak ve orada toprak olarak kalacaksınız: Bu durum sizin çıktığınız toprağa tekrar dönünceye kadar sürecek, “siz, dün cennette topraktan yaratılmış insandınız, bugün de dünyada yaratılan insan, toprak olacak” (Bereşit (10- Ademe verilen lanet) Perek (3) Pasuk (19) ve Araf (7) Sure (25)

 

Sizin cezanızı onlara daima çektireceğim, Cennettekilerin aksine, artık düşmanlık, kıskançlık, korku, utanma, haset, kibir sizin bildiğiniz şeyler olacak. Sizin bilginizi kıt, eğitiminiz güç olacak. Hep bu merakınız ve şüpheniz ile bilgiye doyamayacaksınız. Dün doğru dediklerinizi, yarın yalanlayarak, düşüncenizi değiştireceksiniz. Durmadan çalışacaksınız, hep öğreneceksiniz, siz böyle cezalandırıldınız! Sürekli aklınızı kullanmaya mecbursunuz.

 

II.SES

Ben ne yapayım? Meyve ile “iyi ne demek?”, “kötü ne demek?” öğrendik, fark ettik, ama sen bize bir kez “iyi olun veya kötü olun” demedin. Cennette iken bir kitap vermedin bari, bizi cennetten gönderirken; bir el kitabı verseydin. Arkamızdan 122.000 peygambere sözel kitap verdin, ne faydasını gördün?

 

Görüyorsun son üç kitap bile fayda etmiyor. Benim çocuklarıma hem akıl vereceksin, hem bu kitaplarla beraber birini onların başına dikeceksin, onlar ona inanırlar mı? Sen varken, senin verdiğin akıl varken; senin söylediğini söyleyenlerin söylediklerine benim akıllı çocuklarım inanırlar mı?

 

Heyecandan öleceğim, imkan olsa kalabalığın içinde geri dönüp, sarılıp sarılıp öpeceğim, sanki kovmuş gibi yapıyor, bir de çaktırmadan yol gösteriyor. Aklımı yanıma veriyor.  Kimse “Neden ikisini birlikte gönderiyorsun?” diye soramıyor, akılları yok ki.

 

I.SES

Senin ne düşündüğünü biliyorum:

“Bu sebeple bir erkek, babasını ve annesini bırakıp eşiyle birleşmelidir ve tek vücut haline gelmelidirler.” (Bereşit (8) İnsan), Perek (3) Pasuk (24)

 

 

II.SES

Benim babam annem yok ki, Havva yanımda, demek eşim o. Belki bazılarımıza bu yaşam ağır gelecek, belki hayvan ve diğer insanlarla bağrışma ve kavga bizlere yük olacak, bilgisizlikleri nedeniyle, çocuklarımız, babalarımız ve dedelerimizin  yaptığı hatalar gibi hatalar yaparak güçlükle birlikte yaşayacaklar. Olsun! Bitki ve otlarla beslenelim. Havva’nın doğurması güç olsun. Toprak olarak bu dünyada kalalım. Sürekli çalışalım. Olsun! Korku, kıskançlık, utanma, haset, kibir bizimle olsun. Ama eşimiz bizimle olsun. Ona kızamıyorum,  diğerleri onun bana akıl verdiğini anlar diye çekiniyorum. İyi ki merak ediyorum, soruyorum, araştırıyorum. Düşünüyorum belki yarın bu söylediklerimi de yeni öğrendiklerimle değiştireceğim. Şimdi sesimi çıkarmamam, susmam lazım.

 

I.SES

Bir daha bu bahçeme gelemeyeceksiniz. Artık size cennetim yasak, siz toprağa dönmeden ya kendi cennetinizi dünyada hazırlayın ve orada yaşayın; ya da toprağa dönün.

 

Ama hakikatı bulmak ve öğrenmek, bilgilenmek artık sizin elinizde, aydınlıkta bilgiyi ara! Aklını kullan! Ayrıca toprağa dönmeden sana verdiğim belirli süreli ölümsüzlüğün keyfini çıkar, anladın değil mi? Bu dünyanın size ait olduğunu, ama sizin olmadığını, bir daha bana ve cennete geri gelemeyeceğinizi unutmayın! Adem, cennet sana ve nesline tamamen kapalı! (Bakara (2) Sure (36)

 

II.SES

Kovarken, herkesin önünde bağırıyordu da, bunları neden kulağıma söylüyordu. Ben çok önce anlamıştım. Daha “kalk ayağa” dediğinde, diğerlerinden farklı olduğumu anlamıştım. Kulağıma sanki “ölümsüzlüğün keyfini çıkar” diyordu, Sonra İncil’de “Dünyada da gökteki gibi olacaksınız” demişti. Daha sonra arkamızdan cennettekilere “Bakın onları cezalandırdım, cennetten Adem ile Havva’yı kovdum” diye seslenmişti. Başkaları da peşimizden gelmesin istiyordu, herhalde.

 

Bir gün “Ben senin cennetini  istemiyorum ama, bu dünyada değil de, cennette iken keşke, bana akıl verseydin, ne olurdu? Hem cennette kalırdık, hem sana eskisi gibi itaat ederdim. Kabahat sen de, bu ilk suçu bizlere işleten idin” diyeceğim ama yeryüzüne gelirken, yanıma aklımı verdiği için yine susuyorum, kendi kendime “akıllı ol” diyorum.

 

Şimdi düşünüyorum ve akıl ediyorum da, herhalde sen beni cennetten bilerek kovdun.. Sen “iyi ve kötüyü bilme ağacı”nı hem bahçeye bilerek diktin, hem beni bahçıvan yaptın, zaten ben geldiğimde bu ağaçlar dikiliydi ve sen “sakın bunları elleme, yalnızca onlara iyi bak” dedin. Sen beni bahçeye bilerek gönderdin, görevlendirdin. Madem meyvesi yenilmeyecekti ne fayda umdun da bu ağacı cennete diktin? Ağacı diken, onunla bizlere tuzak kuran da sensin. Hadi! Biz şeytana, o yılana uyduk, onlardan sanki senin haberin yok mu? Şeytana niye engel olmadın? Hani, sen her şeye hakimdin? Onları da sen gönderdin, senin her şeye kadir olduğunu biliyorum. Sen “Görelim bakalım, dünyada bu insan yaşayabilecek mi? Bir deneyelim!” dedin. Bu oyunu hazırladım.

 

Beni özgür aklımla yeryüzüne gönderdin, ama benim ruhumu yine özgür bırakmadın, hep içimde terazi gibi ölçtün, biçtin. Sonra yine “sen bilirsin” dedin. Ben de iyiyi kötüyü seçemedim. Ahlaklı ol dedin kitaplarında ama, bana “doğru olanı isteyen, yapan  değil, bilinçli, inançlı olan ahlaklıdır” dedin. Her yerde devreye girdin, her işe karıştın. Aklıma da sen şekil veriyorsun. Biliyorum, çocuk gibi, yürüyene kadar elinden tutulması gibi, sen de daima bize fısıldıyorsun, bizi seyrediyorsun.

 

Biz özgür akıl ve vicdana ulaşınca, yine sesleneceksin, ama bu kez biliyorum: “Haydi Çocuklar!” diyeceksin.

 

Peki, bizden sonra sen ne yaptın? Hemen ağacı kökleyip ve kaldırdın mı? Diğerleri de yer ise, onlar da akıllanırsa ve düşünmeye başlarlarsa, sana kim kulluk edecek, diye düşünmeye başladın, telaşlandın değil mi?

 

Şimdi de sıkıldın değil mi? Bizler yeryüzünde ölümlü olmaya razı olduk. Bizler dünyada çoğalıyoruz ve her gün akıllanıyoruz. Ama senin Cennetin tenhalığını koruyor. Cennette çoğalmayı sen hiç akıl edemedin mi? Etrafta hep aynı yaratıklar, anlaşılan, sen insanı, kullarını, bizleri özledin. Bizi cennetine çağırmandan da belli, ama çok geç, bizler dünyada kaldık, çoğaldık, kalabalık olduk.

 

Aramızdaki bu menkıbeyi, herkese anlattım diye bana kızmadın değil mi? Aslında yalnızca akılsızlar anlamasın, uyanmasın diye bizi kovmuş gibi yaptın, böyle bilinsin istedin. Bu hikayeyi akılsızlar için hazırladın, değil mi?

 

Ben biliyorum, hem  ölümümden sonra tekrar cennete girmeye ve tomurcuk göğüslü kızlara yaklaşmaya izni veriyorsun ve bunları bana vaat ediyorsun. Hem de Havva’yı yanıma katıp, yeryüzüne gönderiyorsun, aptallara şaka yapıyorsun.

 

Bazılarına  da söylediğin gibi yaparlarsa, cennetlik olacağını söylüyorsun, bazılarına da “İşine bak! Cennettekilerin aynısı yeryüzünde, aklını kullan” diyorsun. Hani İncil’de demiştin ya, ben unutmadım : “Dünyada da gökteki gibi olacaksınız.”

Hakikate ulaşamayanlar, senin söylediklerini anlamayanlara, yani, akılsızlara da itaat eder, susar, sormazsanız, cennete geri döndüğünüzde size de aynısı, hatta daha iyisini vereceğim diyorsun, aptalları kandırıyorsun, oyalıyorsun değil mi? Yoksa bu geri dönüşü bu ruhbanlar ve yönetenler mi uydurdular?

 

Diğerleri neden hala oradalar? Onlara neden akıl ve fikir vermiyorsun? Neden onlar bilgisiz, akılsız, cahiller? Neden hakikat arayışında değiller? Neden onların cennettekilerin gözleri perdeli? Neden onlar elmanın tadını bilmiyorlar? Havva’nın ve benim ölümsüzlük arzum neden onlarda yok? Neden çoğalamıyorlar? Neden bize şehvetli zevki tattırıyorsun da, cennettekileri bu tattan, vücutlarından mahrum bırakıyorsun? Yoksa onları da bizimle mi kandırıyorsun? Bak itaat ederseniz sizleri de dünyaya gönderirim mi diyorsun?

 

Yoksa buradaki akılsızlara cennet, oradaki akılsızlara dünya mı vaat ediyorsun?

 

Bizler dünyada düşünüyoruz, kavga ediyoruz, ama her gün soruyor, öğreniyor, gelişiyor ve değişiyoruz. Oradakiler hep aynı, kevserin suyu eksilmiyor, meyve ağaçları solmuyor, hep ışık parlıyor. Biz burada tükenen sudan etkileniyoruz, baharda kuru dalların yeşermesinden, çiçek açmasından heyecan duyuyoruz, gece karanlığını bile, sabah olacak diye seviyoruz. Kötülere bile iyiler adına katlanıyoruz,  birbirimizle kucaklaşınca büyük zevk alıyoruz. Ölümlü olsak bile çocuklarımızla, torunlarımızla yaşıyoruz. Çocuklarımız da cennetteki ölümsüzlüğü değil, dünyadaki ölümsüzlüğü seçecekler, sarı, siyah, beyaz, kızıl hepsi inanan veya inanmayan hepsi burada kalacaklar.

 

Kimse duymasın! Eğer bir gün dünyaya, “hakikati bulma ağacı”nı dikecek olursan, yardım edersen birlikte aynı oyunu oynayabiliriz. Sen istersen onun da meyvesini yeriz. Bu kez Dünya’dan kovarsan veya kovar gibi yaparsan; cennete dönmediğimiz gibi, gittiğimiz yerden de dünyaya geri gelmeyeceğiz. Bu kez de orada kalacağız. Yalnızca yanıma geçen sefer verdiğin iyiyi kötüyü bilme ağacının meyvesi AKLIMI vermeyi unutma!

 

Ölünceye kadar da dünyada akıllı insan olacağım, çoluk çocuk hep burada kalacağım. Havram mistik olmayacak, kilisem de görkemli bulunmayacak, ama kıblem hep kendim olacağım. Artık konuşmayacağım! Ayin öncesi sessizliği kadar etkileyici bir kilise, namaz öncesi huşu içindeki bir cami, sanki ete bürünmüş bir kutsal kitap gibi olacağım. Şimdilik diğerleri için susacağım.

Senin bize yaptığın bu iyiliği, verdiğin bu ödülü hiç unutmayacağım. Çoluk çocuğa, senin büyüklüğünü anlatmak için, hep aklımı kullanacağım.  Minettarım.

 

Nadir Elibol

21.08.2011

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.